"Ama"dan önceki her şey yalandır
Duyduğunuz an, kaslarınız sizi ele verir. Cümle henüz bitmemiştir, söylenecek şey havada asılı durmaktadır; bedeniniz ise o yaklaşan kırılmayı çoktan bilmektedir. Omuzlar içgüdüsel olarak içe çöker, nefes yarı yolda donar, gözler karşıdakinin yüzünde o ince kasılmayı arar. Zihin daha harfleri yan yana getirip içeriği işlemeden, ses tonu o ağır haberi çoktan bedene zerk etmiştir.
Sonra o beklenen kelime gelir ve bütün bir yeryüzü sarsılır.
Hastanenin o uzun, beyaz koridorunda beklediğinizi düşünün. Doktor odadan çıkıyor ve dudaklarını araladığında odanın bütün sesi bir anda kayboluyor: "Sonuçlarınız genel olarak iyi görünüyor..." Bir an, o cümlenin sıcaklığına tutunmak istiyorsunuz. Ancak bedeniniz çoktan biliyor. Çünkü doktor durmadı, cümle bitmedi. Ve o küçük, üç harflik kelime dudaklardan döküldüğünde, "iyi görünüyor"un bütün ağırlığı yere çöküp dağılıyor.
Siz de fark ettiniz mi o kelimenin dudaktan dökülmeden hemen önceki tekinsiz sessizliğini? Yıllar evvel, mesleğin ilk basamaklarında, inandığım bir hakikati sonuna kadar savunduğumda karşımdaki o koca adamın gözlerini kaçırarak söylediği cümleyi hiç unutmam: "Haklısın, kalemin çok dürüst... ama devir o devir değil." O gün, dürüstlüğün kefeninin o üç harften biçildiğini kendi omuzlarımda hissetmiştim.
Toprağın hafızasında saklanan kadim bir rivayet vardır. Kuraklığın ve acımasız rüzgârların dövdüğü ıssız bir vadiye, yaşlı bir taş ustası kervanlar kana kana içsin diye devasa bir kuyu ve serin bir avlu inşa eder. Aylarca kan ter içinde mermerleri yontar, suyu yüzeye çıkarır. Şehrin kudretli hükümdarı teftişe gelir. Suyun berraklığına bakar, ustanın........
