menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’de Müzeciliğin Doğuşu: Aya İrini’den günümüze uzanan BİR KÜLTÜR YOLCULUĞU

10 0
09.02.2026

Aya İrini, bir zamanlar “barış”ın adıydı. Daha sonra “cephane” oldu. Ardından da ‘bilginin ve mirasın tapınağı’na dönüştü. Onun duvarları, hem Bizans’ın ilahilerini, hem Osmanlı askerî düzenini, hem de müzecilik tarihimizin ilk adımlarını saklıyor.

Bugün milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan Türkiye müzelerinin geçmişi, 19. yüzyılın ortasında, Osmanlı modernleşmesinin sessiz kahramanlarından Ahmed Fethi Paşa ile başladı. 1846 yılında Aya İrini Kilisesi’nde atılan bu ilk adım, yalnızca bir sergileme alanı değil; Osmanlı’nın kültürel mirasına sahip çıkma iradesinin ilanıydı. 1830’lardan itibaren Avrupa’da artan müzecilik faaliyetleri, Osmanlı bürokratlarının da dikkatini çekti. Bu ilgiyi kurumsal bir yapıya dönüştüren ilk adım ise 1846 yılında Aya İrini’nin müze olarak düzenlenmesiyle atıldı. Tanzimat döneminin önemli devlet adamlarından Ahmed Fethi Paşa, 1845’te Tophane-i Âmire Müşiri olarak göreve geldikten sonra, İstanbul’un kalbinde yer alan bu eski Bizans kilisesini Osmanlı'nın ilk müzesi haline getirdi. Aya İrini, yıllar boyunca askerî teçhizat deposu olarak kullanılmıştı. Ancak Fethi Paşa’nın öncülüğünde burada sanat eserleri, eski silahlar, arkeolojik buluntular gibi objeler sistemli biçimde toplanıp sergilenmeye başlandı. Bu uygulama, Batı’daki müze anlayışına paralel, fakat yerel bir yorumla hayata geçirilmişti.

AVRUPA’DA HER SOKAKTA BİR MÜZE

1840’lardan itibaren Osmanlı’da modernleşme rüzgârları esmeye başladı. Yeni kurumlar,........

© Milat