CHP usulü yap-işlet-devret modeli
Sevgili okur; bu kadar rezalet, bu kadar "yüksek debili" bir lağım akışı üç-beş paragrafa sığmaz. Mevzu derin, mevzu "Yap-İşlet-Devret" modelinin tarihsel derinliklerine, yani CHP’nin o meşhur "gönül belediyeciliği" ve "ulusal çapkınlık" tarihine dalacağız bu Pazar. Miden sağlamsa, kemerleri bağla. Kendi üslubumuzla bu CHP’nin “Yap İşşyet, Devret” lağımına dalalım. Yazıyı okurken hem kahkaha attıracak hem de "Yuh artık!" dedirtecek o kışkırtıcı panoramayı çizelim.
İşte CHP usulü aşkın, meşkin ve "devir-teslim" törenlerinin anatominisi...
Efendim, dedik ya; Türkiye’de solculuk, Batı’daki gibi "akıl, bilim, ilerleme" falan değildir. Bizimkilerin ilerlemesi sadece belden aşağısına çalışır. Batı’da bir siyasetçi skandala karışınca istifa eder, bizde ise "sosyal demokrat yaşam tarzı" diyerek zeytinyağı gibi üste çıkılır. Hele o "Yap-İşlet-Devret" meselesi... İddialara göre Akdeniz’deki o son vaka, aslında bir buzdağının görünen, daha doğrusu "kokusu burnumuza kadar gelen" ucudur.
Düşünsenize; belediyeyi kapmış bir "başkan" ya da "yönetici" figürü var. Önce bir hanımefendiyi "Yap" aşamasında radarına alıyor. Sonra belediyenin imkânlarıyla (altına makam aracı, yanına özel kalem sıfatı) bir güzel "İşletiyor". Ama işin rengi değişip, hanımefendi artık "resmiyet" veya "maddi güvence" isteyince, bizimki pragmatist bir dehayla hemen "Devret" moduna geçiyor. Ama kime? Yabancıya gitmesin diye ya öz yeğenine ya da -sıkı durun- öz oğluna nikâhı bastırıyor!
Şimdi gelin bu "genetik bulmacayı" çözelim: Adamın eski sevgilisi, şimdi gelini oldu. On gün sonra çocuk doğuyor. Kimden? "Dede"den mi, Nikâhlı "baba"dan mı? Çocuk doğunca şimdi babasına "Abi" mi diyecek, yoksa dedesine "Baba" mı? Ortada bir ensest kokusu yok, hayır efendim, onlara göre bu "sosyal demokrat dayanışma!" Şeytan bile bu şecereyi çözmeye çalışırken beyninde kısa devre yaptı, elinde bir kadeh "laiklik" şerbetiyle hastaneye kaldırıldı.
TARİHSEL PERSPEKTİF: TEK PARTİ DÖNEMİNİN "ASİL" ÇAPKINLARI
Bu işlerin temeli sağlamdır, kökleri derindedir. İsmet Paşa döneminin o asık suratlı, "halka rağmen halk için" diyen Ankara bürokrasisi, gündüz köylüyü "pis kokuyor" diye şehre sokmazken, gece Ankara Palas’ın loş ışıklarında ne "devir-teslimler" yapıyordu, bir bilseniz...
Atatürk, gerçek bir vizyoner olarak sanayiyi, fabrikayı, uçak üretimini dert ederken; onun gölgesine sığınan o "monşer" takımı, modernleşmeyi sadece balolarda eş........
