menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayat, Cedel ve Cidâl için verilmedi

20 0
31.07.2026

Bazen kendi kendime soruyorum.

Neden kendimi bu kadar yorgun hissediyorum?

Bu yorgunluk uzun yolculukların yorgunluğu değil.

Ne uykusuz gecelerin.

Ne de yoğun çalışma temposunun.

Daha derinde bir şey.

İnsanın omuzlarından çok ruhuna çöken, kalbini ağırlaştıran bir yorgunluk.

Hayatın inişleri de var, çıkışları da… İmtihanı da var, nimeti de… Ben hiçbir zaman zorluklardan şikâyet eden biri olmadım. Mücadeleden kaçmayı da düşünmedim. Çünkü biliyorum ki hayat, biraz da gayretin adıdır.

Ama son zamanlarda kendime başka bir soru soruyorum.

Bizi gerçekten yoran hayat mı?

Yoksa hayatı gereğinden fazla zorlaştıran insanlar, alışkanlıklar ve usuller mi?

Neden en tabii meseleleri bile defalarca anlatmak zorunda kalıyoruz?

Neden en anlaşılır konular bile gereksiz yere karmaşık hâle getiriliyor?

Neden sözümüzün yetmediği yerde sesimizi yükseltmeye mecbur bırakılıyoruz?

İşte bu sorular beni iki eski kelimenin üzerinde yeniden düşünmeye sevk etti.

Cedel, hakikati aramak için yapıldığında kıymetlidir. Fakat hakikati aramaktan çıkıp haklı çıkma hırsına dönüştüğünde insanı tüketmeye başlar. Cidâl ise tartışmanın sertleştiği, nefsin öne geçtiği, gönüllerin incindiği yerdir. Orada artık hakikat değil, benlik konuşur.

Ne yazık ki çağımız, bu iki kelimenin gölgesinde yaşıyor.

Oysa medeniyet, sesin yükseldiği yerde değil, sözün değer gördüğü yerde başlar.

Bu düşünceler zihnimde dolaşırken, son günlerde peş peşe yaşadığım bir çok hadise beni bütün bunları yeniden düşünmeye sevk etti.

Aslında bunlar birbirinden bağımsız olaylar değildi. Aynı sorunu farklı yönleriyle gösteriyordu.

Son beş yıla dönüp baktığımda, neler yaşadığımı bir Allah biliyor, bir de ben. Beni yoran hayatın yükü ya da karşıma çıkan sıkıntılar olmadı. İnsan, hayatın imtihanına da zorluğuna da........

© Milat