Terörsüz Türkiye: Korkularla değil, gerçeklerle konuşalım
Türkiye'nin terörle mücadelesinde yeni bir dönemin kapısı açıldı. TBMM, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifini 10 Ağustos 2026'da 467 kabul oyuyla yasalaştırdı; oylamada 87 ret ve 7 çekimser oy kullanıldı.
Şimdi Türkiye'nin önünde iki farklı yaklaşım bulunuyor:
· Birinci yaklaşım, gelişmeyi “Cumhuriyet'in sonu”, “ülkenin bölünmesi” veya Türkiye'nin dış güçlerin projesine teslim olması şeklinde yorumluyor.
· İkinci yaklaşım ise silahlı terör örgütünün tasfiye edilmesini, kırk yılı aşan bir güvenlik probleminin sona erdirilmesini ve Türkiye'nin enerjisini geleceğe yöneltmesini hedefleyen yeni bir devlet politikası olarak görüyor.
Bu tartışmada yapılması gereken, sloganların bir tarafında veya diğer tarafında saf tutmak değil; metne, hukuka ve sonuçlara bakmaktır.
Önce şu soruyu soralım: Yasa ne getiriyor?
Kamuoyunda dolaşan, ülkenin gelecek stratejik kazanımlarını göz ardı eden, bazı (sözde) milliyetçi parti ve onların değirmenine su taşıyan yazar – çizerlerden yayılan yalan – yanlış ve muhalif parti tarafgirliği yorumlarının önemli bir bölümü, yasanın kendisinde bulunmayan sonuçları bugünden olmuş bitmiş gibi anlatıyor.
Oysa düzenlemenin temel mekanizması, terör örgütünün fiilî varlığının sona ermesi ve silahların teslim edilmesinin devlet tarafından tespit edilmesine bağlanıyor. Bu nedenle hukuki sürecin merkezinde “ÖNCE TAVİZ, SONRA SİLAH BIRAKMA” değil, silah bırakmanın doğrulanması sonrasında hukuki sonuç doğması mantığı bulunuyor.
Bu ayrım küçümsenmemelidir.
Çünkü devlet açısından asıl mesele, bir örgütün “silah bıraktığını ilan etmesi” değil, gerçekten silahlı kapasitesinin ortadan kalktığının güvenlik kurumlarınca doğrulanmasıdır.
Cumhuriyet gerçekten ortadan mı kalkıyor?
Hayır; en azından mevcut anayasal çerçeve bakımından böyle bir sonuç çıkarmak mümkün değildir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal niteliği, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve Anayasa'nın temel hükümleri yürürlüktedir. Anayasa'nın ilk üç maddesi 4. maddeyle özel olarak koruma altındadır.
Dolayısıyla “bir çerçeve yasa çıktı, Cumhuriyet yıkılıyor” şeklindeki kesin hüküm, hukuki bir analiz değil, bazı sözde milliyetçi partilerin, yazar – çizer takımının şirretçe ve hakaretamiz suçlamalarından öteye gitmeyen, Türkiye^’nin iyiliğini istemeyen tarafgir bir yorumdur.
Elbette bundan sonra atılacak adımların izlenmesi gerekir. Eğer ileride anayasal düzeni, üniter devlet yapısını veya vatandaşların eşitliğini değiştirmeye yönelik somut teklifler ortaya çıkarsa bunlar ayrıca tartışılır.
Fakat henüz gerçekleşmemiş bir değişikliği gerçekleşmiş gibi anlatmak, kamuoyunu aydınlatmak değil, korkuyu siyasetin temel aracı haline getirmektir.
İngiltere IRA'yı nasıl bitirdi?
Türkiye'nin bugün yaşadığı süreç açısından Kuzey İrlanda önemli bir karşılaştırma imkânı sunuyor.
1998 Kutsal Cuma Anlaşması yalnızca IRA'nın silah bırakması değildi. İngiltere ve İrlanda arasında yeni bir siyasi düzen kuruldu; güç paylaşımı, karşılıklı haklar, kurumsal iş birliği ve siyasi katılım mekanizmaları oluşturuldu. Anlaşmanın temelinde ortaklık, eşitlik ve karşılıklı saygı ilkeleri bulunuyordu.
Fakat burada çok önemli bir ayrıntı var:
Kutsal........
