menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Oruç Fıkhı Üzerine

17 36
20.02.2026

İbadetleri “kulluk”, “şükür” ve “akrabiyet-kurbiyet” denkleminde ele almak bizi “mana” ile buluşturmada kolaylık sağlar. Ama ibadetleri, nüsukları “kar-zarar” ya da “fakir-zengin” gibi “faydacı” yaklaşımlara indirgersek kulluğu “tacir mantığı” gibi niceliksel hesaplamalarla heba ederiz.

Ramazan’ın eşsiz maneviyatını tatmaya başladığımız bu günlerde, orucun sadece fıkhî boyutundan, yani bedeni aç bırakma boyutundan hakikat boyutuna, yani ruhu doyurma boyutuna geçebilmek, bu mübarek aya yakışan bir tefekkürdür. Zira ibadetin hakikat boyutu coğrafyamızda asırlardır yetim muamelesi görmektedir. Gösterişin, kibrin ve meşrulaştırmanın aracına dönüştürülen dinî ibadetler (yani Namaz, Oruç, Hac, Zekât) çoğu vakit maksadından uzaklaştırılarak icra edildi.

Oruç mesela, bir yandan (üstelik yoksulun ezilmesi hususu göz ardı edilerek) “açı, fakiri, anlamak için” gibi zenginlerin kibrine sebep olabilen bir yaklaşıma hapsedilirken, diğer yandan da “aç kalmakla” anlamlı kılınabilen bu ibadet, zenginlerin zenginleri büyük masraflarla ağırladıkları ziyafetlere sahne edilmektedir. Aynı sofralarda, bir yönüyle de açlık ve susuzluğu net hissetmemiz gereken oruç tutmada, “Ramazan ayı boyunca nasıl tok kalınacağı, susuzluğun nasıl hissedilmeyeceği”ne dair bilgiler, tecrübeler paylaşılarak orucu ibadet/nüsuk olmaktan çıkarıyorlar.

Halbuki bu nüsukta aç kalmak, susuz kalmak ve bunu rıza ile karşılamak, buna sabır göstermek gerekir ki Yüce Şari’in (Allah) muradı hasıl olsun. Çünkü oruç; kulun kendi varlığını, arzularını ve benliğini (oruçlu olduğu süre boyunca) askıya almasıdır. İbnü'l-Arabî, Fütuhat-ı Mekkiyye’de, "Her........

© Milat