Bildirimlerde Bahsedilenler Hep Birbirinin Zıddıydı
Her zamanki gibi, ‘selam duâsı’yla başlamak âdetimizdir, yine öyle yapalım inşallah;
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Efendim bugünkü beyitlerimiz şöyle;
“Çünkü ihtilaflardan her bir söz diğerinin zıddınadır, aykırıdır. Bir şey hem zehir hem şeker nasıl olabilir?”
Kötü niyetli vezir, kişi ihtilaflar içinde olup onlarla meşgulken, vahdâniyeti yâni birliği nasıl bulabilir ki? Halbuki birlik şeker gibiyken ayrılıkta nifak vardır ve o da tıpkı zehire benzer, diyor. Hileci vezir, güya birlik düşüncesindedir ama diğer icâzetlerde her biri birbirinden farklı görüşlerle asıl onun fikri realitesi birlik değil ayrılıktır, görüşlerini serdetti. Onun hedefi, İsevîler arasında aykırılıkları çoğaltarak fesat çıkarmaktı.
‘Yahudi vezir, vahdet ve kesret ile, vücud ve zuhur bahislerini karıştırmış; birinde, arayacağın üstad da, sen de birsiniz, ondan başka bir şey değilsiniz, demiş; diğerinde ise, doksan dokuz arasındaki farkı ileri sürmüş; Biri zehir, biri şeker olan iki şey, nasıl bir olur?’ sualini irâd etmiştir.
Yüzün bir olmayacağı müsellem (=herkes tarafından kabul görmüş) olmakla berâber; yüzün, birden husûle geldiği de mâlumdur. Vücûd, yâni varlık; fakat ezeli ve ebedi olup da bir mucidin îcâdına muhtaç olmayan varlık, birdir ki, da Hakk’ın varlığıdır. İşte bizim gibilerin anlayabileceği (Vahdet-i Vücûd) bu kadardır. Eşyânın vücudu, daha doğrusu zuhuru ise, kendiliğinden değildir. Mûcid-i vâhidin icâd ve izhârı eseridir. Bunu mümkün mertebe anlatabilmek için, deniz ile dalga ve köpüklerini misal getirirler. Sâkin bir havada deniz, düz bir satıhtan ibâret görünür. Onun yerine, yerine köpüklü köpüklü dalgalar müşâhade edilir. Dalgaların çarpışıp köpürmesi bir müddet sürer. Hava sakinleşince, dalgalar ve köpükler kaybolur.........
