Derin Bir Özlem
Ferdi manada içinde yaşamak istenilen, gönlünce donatılan, (özel) altın çağlarına dönme arzusu, daüssıla hissi görüldüğü gibi; milletçe de maruz kalınan şartlardan dolayı bunalıp, âdeta bir kötülük girdabında boğulunan, değerlere savaş açılan ağrılı zamanlarda; mazideki bir döneme/ kahramanlara, olaylara, hatta sadece tasavvurdaki arı duru hayali bir beldeye hasret çekilebiliyor. Eski(meyen) özleniyor.
Hususî hayatımızda geçmişin sadmeleri, bir vakitler nasıl cevr ü cefa çektiğimiz unutulup, tatlı bir hüzün tülüyle sarılıyor.
Günümüzden memnun kalmadığımızda ise, mücadeleyi bırakıp kendimizi salıvermek, bazen her şeyden vazgeçmek emelindeyiz.
Bir ölüm iştiyakıyla ağır-hızlı bir nevi intiharlar; herhâlde daha iyi bir yere gideceğimizi, sızıları görünmez kanı dindireceğini düşündüğümüz, kim bilir kaç çeşit kaçış yolu, ille de nostalji duygusu var. Bir şekilde çekilen ezayı, azabı sonlandırma hamleleri, tatiller, fasıl(a)lar, eğlenceli meşgaleler, kes(k)in uyuşma vesileleri...
Ekrem Demirli Hoca, “Nostalji’yi, ân’ın darlığından hayalin genişliğine kaçmak” diye tanımlıyor. Ve Hz. İbnü’l-Arabî’nin dikkat çekici bir tespitini görüşlerimize sunup yorumluyor:
“İbnü’l-Arabî nostaljinin insandaki kaynağını ele alırken şaşırtıcı bir örnek verir: Yeryüzünde geçmişi ân’a tercih etmek temayülü Hz. Âdem ile başlayan kadim bir alışkanlıktır. Başka bir anlatımla nostalji bedenlerimizin babası –ruhlarımızın babası Hz. Peygamber’dir- Hz. Âdemden bize kalan bir miras olarak, nesilden nesile itinayla aktarılan bir alışkanlık, hatta insanlığın ortak geleneğidir(…) Belki de zamanı üç kısmıyla idrak edebilen yegâne varlık olmak böyle bir şaşılığı mümkün kılıyor: ân’da yaşarken geçmişte bulunabilmek veya geleceğe savrulmak gibi(…)
İbnü’l-Arabî, Hz. Âdem’in........
