Onu Kurtarmak
Sığ sularda boğuluyorum. Göller bana göre değil örneğin. Bir keresinde bir gölün içine dalmaya çalışmış ve hatta dalmıştım da. O sırada olanları; bunu anlatayım bu yazıda şimdi.
Geceydi. Ay'ın, Güneş'ten emaneten aldığı ışığı, tüm gücüyle ve varlığıyla yansıtmaya çalıştığı dolunaylı bir gece... Karanlığı büsbütün bastırmaya elbette yetmeyen bu ışığa, sayısız uzak yıldızın da elinden geldiğince yardım ettiği gökyüzündeki bu karanlık ve aydınlık savaşının pekala karanlık tarafından galebe çalındığı, serin bir Haziran akşamıydı. Ve bu anlatılanlarda hem çok gerçekçi hem de oldukça mantıksız ve absürt şeylere rastlayacaksınız, baştan söyleyeyim. Uyarmadığımı söylemeyin sonra.
Kurbağaların vıraklama sesinden başka bir sesin duyulmadığı, gölün yüzeyindeki rüzgarın ve akşamın ışık kırılmalarının ve küçük yansımalarının duyumsandığı o sırada, tüm o sakinliğe tezat bir şekilde bir patlama hissettim içimde o gece. Aniden. Yatağımdan fırlayıp gölün kenarına gittim. İtici, cesaretlendirici, gözlerimi karartan bir adrenalin patlamasıydı bu, niyeyse. Bayram değil, seyran değilken, öyle durduk yere... Gölün içine dalmamı emreden bir buyruktu bu. Karşısında mantığımın ve irademin diz çöktüğü o itkiyi alt etmek için savaşmaktansa, itaat etmek daha kolay geldi. Gölün içine dalıverdim ben de o........
