menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Selim Kuneralp yazdı: İran’da İslam Cumhuriyeti’nin sonu geliyor mu?

34 25
10.01.2026

Yeni yıla hızlı girdik. Bu hafta İran mı Ukrayna mı üzerinde dursam diye düşünürken, geçtiğimiz Cumartesi sabahı ABD’nin, daha doğrusu Trump’ın Venezuela diktatörü Maduro’yu paketleyip kaçırması olayıyla uyandık. Bu konu halkımızı usandıracak kadar irdelendiği için şimdilik kenara bırakıyorum. Nasılsa Maduro’nun kaçırılmasıyla iş bitmeyecek, konu daha uzunca bir süre dünyayı meşgul edecek; zira birçok başka şey gibi Trump’ın Maduro sonrası Venezuela’yı ayağına dolaması çok muhtemeldir.

Ukrayna’yı da şimdilik kenara bırakmak mümkün. Maduro operasyonuna Venezuelalıların kendileri dışında en sevinen kişi galiba Ukrayna’nın kahraman lideri Zelenskyy oldu. Olay sonrasında yüzünde mutlu bir ifadeyle verdiği demeçte, Trump’a gelecek hedef olarak ismini vermeksizin Putin’i göstermişti. Trump’ın Putin’i benzer bir operasyonla toplayıp onun için tevkif müzekkeresi çıkaran Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) teslim edeceğini sanmıyorum. Ancak Maduro’nun en büyük destekçisi Rusya’nın eli kolu bağlı bir şekilde olayı izlemesi, buna karşılık ağır eleştirilerde bulunması ve BM Güvenlik Konseyini beyhude bir toplantıya davet etmesi, Trump’ı kızdırmaya yetmiştir. Ukrayna için olumlu olan, Maduro sonrasının Trump’ı bir hayli meşgul etmesi sonucunda iktidara geldiğinden bu yana yaptığı şekilde Zelenskyy’ye kabul edilmesi mümkün olmayan bir çözüm dayatma gayretlerine vaktinin kalmamasıdır. Ayrıca Rusya Venezuela’da aldığı darbenin karşılığını başka yerlerde aramaya kalkarsa bu da ABD ile ilişkilerinin bozulmasına yol açar ve tabii bu da Zelenskyy’nin işine gelir. Bu konuyu da ileride ele alabiliriz.

Dönelim İran’a. Doğrusu bu ülkeyi çok iyi tanıdığımı söylemem. Tahran’a birincisi daha çok genç memurken Şah zamanında, ikincisi de yıllar sonra Cumhurbaşkanı Gül’e refakaten yaptığım iki ziyaretim oldu sadece. İlk ziyaretimde daha 24 yaşındayken zamanın Başbakanı Amir Abbas Hoveyda’nın verdiği çok küçük bir yemeğe dâhil olmuştum. O zamana kadar değil kendi başbakanımla aynı masada yemek yemek, yüzünü bile görmemiştim. Hoveyda’nın ben dâhil konuklarıyla tek tek ilgilenmesi üzerimde derin bir etki bırakmıştı. Bu davetten dört yıl sonra Cenevre’de görevliyken akşam Fransız televizyon haberlerini izlerken Hoveyda’nın hapishane hücresinde yere çömelmiş bir şekilde bir Fransız gazetecinin ona sorduğu, Şah’ın işlediği suçlar hakkında ne düşünüyorsunuz gibi insanlığa yakışmayan sorularına muhatap olduğuna, midem kalkarak şahit olmuştum. Ertesi gün kurşuna dizildiği haberi geldi. Gazetecinin Uluslararası Gazeteciler Birliğinden bu röportaj için bir uyarı aldığını memnuniyetle görmüştüm. Ne yazık ki parlak bir kariyer yapmasına engel olmadı.

O zamanlar tanıdığım genç İranlı diplomatlar, ortalama Türk Dışişleri memurundan daha iyi eğitimli, çoğunlukla Batı üniversitelerinde en az iki dil öğrendiklerini, ellerindeki maddi imkânların bizden çok daha geniş olduğunu imrenerek izlerdim. İran, 1970’li yılların başında petrol fiyatlarının fırlaması sayesinde hızla gelişen bir ülkeydi. Silahlı kuvvetleri de ABD’nin desteğiyle aynı hızla güçleniyordu.

Şah bu hızlı gelişmeye Beyaz Devrim demişti. Türkiye’nin üç katı daha büyük bir yüzölçümüne sahip olan ülkeyi hızla 20’nci yüzyıla taşımak istiyordu. Altyapı yatırımları ilerliyor, her taraf bir inşaat şantiyesi hâlini alıyordu. Tabii bu servet, birçok petrol zengini ülkede görüldüğü gibi dengeli bir şekilde dağıtılmıyor, yolsuzluk ileri düzeylere ulaşıyor ve yavaş yavaş halkın tepkisini uyandırıyordu. Nitekim devrimden sonra Şah’ın kendi ailesi dâhil İran’ın eski elitleri, dışarıya kaçırdıkları paralarla başta Kaliforniya olmak üzere birçok yabancı ülkede hâlâ konforlu bir hayat yaşamaya devam ediyorlar.

Şah’ın diğer bir özelliği ise, belki eğitiminin bir kısmını İsviçre’de almış olması nedeniyle din ve molla sınıfına mesafeli olmasıydı. Bu, babasından kalma bir yaklaşımdı aslında. Rıza Şah’ın 1930’larda camilerden halıları kaldırıp, Batı kiliselerinde olduğu gibi halkı oturdukları sandalyelerde namaz kılmaya zorladığı da olmuştu. İslami takvim........

© Medyascope