menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seçici evrensellik çağında Avrupa: Irkçılık ve demokrasi krizi

7 2
08.02.2026

Avrupa’da yükselen radikal sağ, geçici bir siyasal aşırılık değil; modern Avrupa’nın bastırdığı tarihsel mirasın siyasal merkeze geri dönüşüdür. Irkçılık bugün marjinde değil, güvenlik politikaları ve merkez siyaset aracılığıyla normalleşmektedir. Bu dönüşüm yalnızca Avrupa’nın değil; onunla tarihsel, toplumsal ve siyasal bağları olan Türkiye’nin de geleceğini doğrudan ilgilendirmektedir.

Türkiye’de Avrupa Birliği tartışmaları ekonomi (refah) ve insan hakları (özgürlükler) eksenine sıkıştırılmaktadır. Avrupa, hukuki normlar ve kurumsal standartlar üzerinden idealize edilirken, bu normların kime, hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde uygulandığı sorusu sistematik biçimde ihmal edilmektedir.

Oysa Avrupa’daki temel kriz, değer eksikliği değil; değerlerin seçici evrenselleştirilmesi sorunudur. İnsan hakları ve eşitlik ilkeleri evrensel olarak ilan edilmekte, ancak bu evrensellik fiiliyatta “Avrupa’ya benzeyenler” ile sınırlı kalmaktadır. Ukraynalı mülteciler söz konusu olduğunda açılan kapılar, Suriyeliler ve Afganlar için güvenlik duvarlarına dönüşmektedir. Bu tablo, evrensel değerlerden çok, kimliğe göre işleyen bir merhamet rejiminin varlığına işaret etmektedir.

Avrupa’daki kriz norm eksikliği değil; normların kimler için geçerli olduğuna dair siyasal bir tercihtir.

Bu nedenle Avrupa’da yaşanan gelişmeleri geçici bir “aşırı sağ dalgası” olarak okumak meseleyi hafife almak olur. Ortada olan, liberal demokrasinin kendi içinden aşınması ve merkez siyasetin dışlayıcı ideolojilerle yeniden inşa edilmesidir.

Avrupa’nın kendisini insan haklarının ve evrensel aklın taşıyıcısı olarak sunması, seçici bir hafızaya dayanır. Irkçılık, Avrupa’ya sonradan eklenmiş bir anomali değil; modern Avrupa’nın kurucu zihniyetlerinden biridir. Sömürgecilik, kölelik ve imha pratikleri; ilerleme, akıl ve medeniyet söylemleriyle eş zamanlı olarak gelişmiştir.

Bu nedenle bugünkü ırkçı yükselişi “geçmişin hortlaması” olarak görmek yanıltıcıdır. Yaşanan, bastırılmış bir sürekliliğin güncel siyasal koşullarda yeniden görünür........

© Medyascope