Onurcan Yılmaz yazdı – Tavla değil, satranç: Mutlak butlan sonrası üç senaryo
Son güncelleme: 26 Mayıs 2026 -
Onurcan Yılmaz yazdı – Tavla değil, satranç: Mutlak butlan sonrası üç senaryo
“Onu yapamazlar.” Son üç yılın siyasetinde bu cümle defalarca kuruldu ve neredeyse her seferinde yanılındı. CHP İstanbul İl Örgütü’nün başına bir geçici kurul atandığında da kuruluyordu, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanıp İBB davaları görülmeye başladığında da, seçilmiş belediye başkanları birer birer görevden alındığında da. Her adım muhalefete aynı soruyu sordurdu: Bunu da yapacaklar mı? 21 Mayıs’taki mutlak butlan, bir muhalefet partisinin genel merkezini yargı ve kolluk eliyle yeniden biçimlendirerek o soruyu kapattı.
Eşik aşıldı. Bundan sonrası bir cesaret ya da iyimserlik meselesi değil, bir hazırlık meselesi. Karşı taraf satranç oynuyor: Çok hamleli, sabırlı, sıralı. Muhalefet ise çoğu zaman tavla oynuyor izlenimi veriyor; zar atıp gelen taşa göre, her şoka ayrı ayrı tepki vererek. Bu yazı, mutlak butlan sonrasında Özgür Özel ve ekibinin önündeki üç senaryoyu ve muhalefetin bütününün stratejik ödevini oyun kuramı ve belirsizlik yönetimi çerçevesinden tartışıyor.
Belirsizliği yöneten siyaseti yönetir
Otoriterleşme kademeli ilerler ve en ağır hamlelerini en sona saklar. “Onu yapamazlar” cümlesi bu yüzden tehlikeli bir cümle: Bir tahminden çok bir rahatlama aracı, ve rahatlatırken hazırlıksız bırakıyor. Tehdidi görmezden gelmek tehdidi küçültmez; yalnızca, gerçekleştiğinde etkisini büyütür. Sıradaki hamlenin ne olabileceği kestirilebilir: Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılması, bir kapatma davası, Mansur Yavaş’ın adaylığına engel ya da bekleyen davalardan birinin işletilmesi. Muhalefetin ödevi bunların olup olmayacağını tartışmak değil; olduğunda hangi senaryoyla karşılaşılacağını önceden, açıkça konuşmak ve her senaryo için bir seçeneği hazırda tutmaktır.
Buradaki asimetri oldukça belirleyici. Bir seçeneği önceden kurmanın maliyeti düşüktür, o seçeneğe ihtiyaç doğduğunda elde olmamasının maliyeti ise çoğu zaman onarılamaz. Hazırlık siyaseti bir iyimserlik ya da kötümserlik tercihi değil, bu asimetrinin gereğidir.
Mutlak butlanla birlikte Özgür Özel’in elinden üç şey aynı anda kaydı: Parti amblemini kullanma yetkisi tartışmalı hale geldi, banka hesaplarına erişim fiilen kesildi, örgüt de mahkemenin getirdiği yönetim ile Meclis Grubu arasında bölündü. Önündeki seçenekler bu üç kısıtın içinde şekilleniyor.
Birinci senaryo, CHP içinde kalıp kurultay için direnmek. Seçimle kazandığı yönetimi direnmeden bırakmamak rasyonel bir tavır. Ne var ki Kemal Kılıçdaroğlu tarafının görünür tercihi kurultayı olabildiğince ertelemek, partiyi bir sonraki seçime kendi taşımak. Kasa elde değilken ekonomi konuşulamaz, aday açıklanamaz, anket yaptırılamaz. Bu yüzden bu senaryo, birkaç ay içinde bir kurultay tarihi belirlenemezse ya da üyelere önseçim teklifi reddedilirse kendiliğinden boşa düşer; zaman ona karşı işliyor.
İkinci senaryo, yedekte bekleyen, hukuken temiz bir parti yapısına milletvekillerinin önemli bölümüyle geçip ana muhalefet sıfatını oraya taşımak. Bedeli ağır: Muhalefet bir kez daha bölünür, belediye başkanlarının ve Meclislerinin nerede duracağı belirsizleşir. Bu belirsizliğin kendisi bir koordinasyon sorunu; kimse ilk hamleyi yapmak istemez, herkes ötekinin yönünü bekler. Kazanımı ise tek ama büyük: Temiz bir hukuki zemin ve partiyi bir amblemden çok, partisiz birleştirici bir adaya bağlama imkanı.
Üçüncü senaryo, sonuna kadar CHP’de kalıp baskın seçim olasılığında hem yüz bin imzayla bağımsız bir aday belirlemek hem de yeni bir partiyle seçime girmek. Ama tartışmalı bir amblem ve kuşatılmış bir kasayla propaganda yapılamaz; son anda kurulan bir partiyle de bu kadar kısa sürede kitleler ikna edilemez. Her ikisi birden, adayı sandığa daha çıkmadan yaralı götürür.
Sıralama yolu gösteriyor. Önce, sıkışık takvimde Kılıçdaroğlu kurultaya ya da önseçime ikna edilmeye çalışılır. Bu adımın iki ek getirisi var: Hem meşruiyet anlatısını korur hem de karşı tarafın gerçek niyetini görünür kılar. Önseçim Kılıçdaroğlu için cevaplanması “zor” bir sorudur ve doğrudan sevenine sevmeyenine niyetini belli ettirecek bir hamledir. Olmazsa ikinci senaryo devreye girer. CHP’nin 2 milyon üyesinin en az yarısı hedeflenerek üyelerden yeni partiye geçmeleri ve tek seferlik bağış yapmaları istenir ve bir sonraki seçimin mali tablosu bununla kurulur. Üçüncüsü ise bir çıkış değil, çıkışsızlığın itirafı. Ama hangi yoldan gidilirse gidilsin, pazarlık konusu olmayan bir şart kalır geride.
Partisiz aday: Ödülü oyundan çıkarmak
O şart, partisiz bir ortak aday. Otoriter siyasetin böl-yönet mantığı, en büyük ödülün, yani cumhurbaşkanlığının, bir partinin elinde olmasından besleniyor. Ödül bir partinin........
