menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Müge İplikçi ve Mine Soysal’ın söyleşisi: Hepimizin hikâyesi 30 yaşında!

20 18
26.01.2026

Mikroscope’un Genel Yayın Yönetmeni Müge İplikçi ve Günışığı Kitaplığı Genel Yayın Yönetmeni Mine Soysal, 42. İstanbul Kitap Fuarı’nda söyleşi yaptı. Söyleşide İplikçi ve Soysal, Günışığı Kitaplığı’nın 30 yıllık hikâyesini konuştu.

Müge İplikçi: Hepimizin hikâyesi 30 yaşında! Dile kolay, 30 yıl. Son 30 yılımı düşünürken baktım ki, onun bir bölümünde Günışığı Kitaplığı da var. Bu güler yüzlü, ışık saçan ve dünya yayınevi olarak baktığım kurumu bizlerle buluşturduğunuz için, yazarınız olarak teşekkür ediyorum. Evet, bugün “hepimizin hikâyesini” konuşacağız.

Günışığı Kitaplığı dendiğinde, sadece günümüzün çocuklarından ve gençlerinden bahsetmiyoruz. Yıllar içinde büyüyen, o kitaplarla beslenen, o kitaplarla ergenliğini aşan, ilk olgunluk evrelerini geride bırakan çocuklardan ve gençlerden söz ediyoruz. Ben de, Mine de bu serüvene yazarak katkıda bulunanlardanız. Ne mutlu bize. “Çocuklar ve gençler okudukça yazdık, biz yazdıkça onlar okudu,” denklemini çok seviyorum. Böylece bu sıradan bir kitap yazma işi olmaktan çıktı, kuşaklararasında yılları aşan bir anlam kazandı. “Neden hepimizin hikâyesi?” sorusunun cevabı ortada. Hepimiz buradayız. Yazarlar, okurlar, yayıncılar, hepimiz…

30 yılı, o çok sevdiğim “potlaç” sözcüğünün etrafında nakşedebilirim. 30 yıl bir çoğulluk demek. O hep arzuladığımız biçimiyle, paylaşarak çoğalan bir birliktelik. Yayınevinin kurucularından, genel yayın yönetmeni, yazar Mine Soysal’a; diğer kurucular, sevgili Müren Beykan ve Hande Demirtaş adına sormak istiyorum. 30 yıl öncesini bir kenara bırakalım, bugün Türkiye bu koşullardayken de böylesi bir işe soyunur muydunuz?

Mine Soysal: Bugün herhalde 10 defa düşünürdük. 30 yıl önce hem dünyada hem Türkiye’de özgürlük ortamı farklıydı. Bugünse sansür ve otosansürle kısıtlanan, düşünce, ifade, yayımlama özgürlüklerini yok eden anlayışların egemen kılınmaya çalışıldığı bir ülke Türkiye. Herhalde 10 defa düşünürdük. Ama biz “normal” insanlar olmadığımız için, ne kadar düşünsek de yine yapardık. Her şey çocuklardan ve gençlerden başlamalı, edebiyat keyfi yaratma tutkumuz için mutlaka onlarla başlamalıyız der, yine aynı şeyi yapardık sanıyorum.

Müge İplikçi: Yani hepimizin hikâyesini bir kez daha yazardık.

Mine Soysal: Yazardık.

Müge İplikçi: Hiç düşünmeden…

Mine Soysal: Çok düşünürdük, çok zorlanırdık, ama sonuçta yine yapardık. Biz üç kadın, farklı disiplinlerden, farklı yaşam alışkanlıkları ve uzmanlıkları biriktirmiş insanlar olarak bir araya geldik. Ama çocukluğun neşesini ve masumiyetini, gençliğin cesaretini, gözü karalığını, deneyimini kucaklamayı, olgunlukla harmanlamayı, onlarla yaşamayı hep müthiş bir mutluluk olarak paylaştık. Bu duyguların ortaklığında üretmek, çalışmak, yaşamak, kuşaktan kuşağa taşınan 30 yıllık bir edebiyat yolculuğunu yarattı. Böylece bizim hikâyemiz hepimizin hikâyesi oldu. Bunun için üçümüz de çok mutluyuz.

Müge İplikçi: Peki, çocuklar bu 30 yılda nasıl değişti? Onların cephesinde neler var? Yetişkinlerin tarafında belki pek değişen yok, ama çocukların tarafında değişen ciddi şeyler var.

Mine Soysal: Çocuklar ve gençlerin dünyasında büyük bir değişim var. Onlara sunmamız gereken bütün hak ve özgürlüklerde ne kadar geri adım atılsa da; ülkece eğitimden sağlığa, barınma hakkından okulda aç kalmamaya kadar en doğal ihtiyaçlarını sağlamak konusunda ne kadar başarısız olsak da; hayatlarına daha fazla şiddet, savaş ve ölüm sokmuş olsak da; çocuklar çok güçlü varlıklar, her şeye karşı yaşama sevinçlerini ve umutlarını sürdürebiliyorlar. Bu bize de öğreten, bizim de öğrenmemiz gereken müthiş bir güç. Ama toplumsal eşitsizlik, adaletsizlik arttıkça onlarda da güven yitimi ve kaygı biriktirme artıyor. Yaşattıklarımız onların kafasını çok karıştıran, onlara zaman kaybettiren şeyler. Aile içi iletişimi kaybetmek de güvensizlik duygusunu pekiştiriyor. Bugün artık çocukların ve gençlerin pek çok ciddi derdi var. Ama beri tarafta kullanabildikleri acayip bir teknoloji var. Onlar dijital devrimin çocukları. Bu da onların sadece yaşamlarını değil, aslında düşünce ve ifade biçimlerini değiştiriyor.

Müge İplikçi: Okuma konusunda bir şey değiştiriyor mu?

Mine Soysal: Teknoloji çok şeyi değiştiriyor. Özellikle gençler eskiye göre daha çok, daha sürekli okuyorlar. Ekranda önlerine gelen bütün içerikleri okuma, tarama ve tüketmede inanılmaz hızlılar. Hız toleransları çok yükseldi, gelişkin birer tarayıcıya dönüştüler. Sürekli tarıyorlar ve geçmişe oranla teknik olarak daha fazla okuyorlar. Bunu görmezden gelen eski kuşaklar, maalesef tepelerinde boza pişirircesine onlara “ekran bağımlısı” diyor. Yetişkin dünya, “Ekranın başında bu kadar zaman harcayacağına git şunu yap, bunu yap,” diyor. Onlar için ne eğitim sistemini oturtabiliyoruz, ne sağlığı, ne de can güvenliğini sağlayabiliyoruz. Üstüne üstlük bir de teknolojiye erişme, kullanabilme lüksü olan çocuklarımızı da yargılıyor, sorguluyor; yapması gerekenleri yapmıyorlarmış gibi boyuna suçluyoruz. Yetişkinler şunu kaçırıyor: Gençler hoşlarına giden bir kitabı okumakla ekran başında vakit geçirmeyi karşıt değil koşut iki eylem olarak görüyor.

Müge İplikçi: Yetişkin dünya bir tür hiyerarşi kurarak kendi varlığını tekrar meşrulaştırıyormuş gibi geliyor bana… Senin “Eyvah Kitap!”ı sular seller gibi okumuştum. On binlerce öğrenciden yola çıkarak oluşturulmuş bir kitaptı o değil mi?

Mine Soysal: On binlerce nottan oluşturulmuş bir kitaptı diyebiliriz. 2000-2005 yılları arasında Türkiye’nin pek çok il ve ilçesinde ortaokul, lise, üniversite öğrencileriyle kitap okuma hallerini, kitaba erişimlerini, kitapla kurdukları bağı ve okuma ihtiyaçlarını anlamamı sağlayan, onlarla birlikte düşünmemi, keşfetmemi sağlayan bir saha çalışması süreci yaşadım. Hayatımı gerçekten çok değiştiren bir dönemdi. Sonunda biriktirdiğim on binlerce notu belli analiz yöntemleri kullanarak bir araya getirdiğimde, ilk baskısı 2006’da yapılan “Eyvah Kitap!”ta yer alan 32 kısa öykü çıktı ortaya. Hepsi ortak dertlerdi.

Müge İplikçi: Neydi o ortak dertler, birkaçını söyler misin?

Mine Soysal: Ortak dertlerin başında gelenler, okunacak kitapları yetişkinlerin dikte etmesi, yetişkinlerin uygun görmediğini okuyamamak ve istedikleri kitaplara ulaşamamaktı. Kitap okuma hak ve özgürlüklerinin gerçek anlamda anlaşılmadığı bir........

© Medyascope