Müge İplikçi ile Zeytin Dalı: Ahmet Erözenci ile söyleşi | Plasebo – Bir Yalancı Mutluluk Romanı
Son güncelleme: 22 Haziran 2026 -
Müge İplikçi ile Zeytin Dalı: Ahmet Erözenci ile söyleşi | Plasebo – Bir Yalancı Mutluluk Romanı
22 Haziran 2026 Pazartesi
Tercih edilen kaynak olarak ekle
İSTANBUL (Medyascope) – Zeytin Dalı’nda bu hafta Müge İplikçi’nin konuğu Prof. Dr. Ahmet Erözenci oldu. “Plasebo: Bir Yalancı Mutluluk Romanı” adlı kitabını anlatan Erözenci, eserlerinin Türkiye’nin ruhunu yansıttığını söyledi.
Prof. Dr. Ahmet Erözenci, “Plasebo: Bir Yalancı Mutluluk Romanı” adlı kitabını anlattı. Kitabının mizah unsurları barındırdığının altını çizen Erözenci, mizahın en iyi muhalefet olduğunu söyledi:
“Mizah Nasrettin Hoca’yı, Aziz Nesin’i doğurmuş. Bence kendine gülmek de büyük meziyettir. Mizahtan korkmamak gerekir. Tarihe baktığımızda mizaha izin veren diktatör yoktur. Çünkü korkarlar. Bu sebeple kitabıma mizahi yönü var diyorum.”
“Mizah Nasrettin Hoca’yı, Aziz Nesin’i doğurmuş. Bence kendine gülmek de büyük meziyettir. Mizahtan korkmamak gerekir. Tarihe baktığımızda mizaha izin veren diktatör yoktur. Çünkü korkarlar. Bu sebeple kitabıma mizahi yönü var diyorum.”
Plasebonun etimolojik olarak “memnun edeceğim” anlamına geldiğini söyleyen Erözenci, tıpta da buradan hareketle kullanıldığını söyledi.
Erözenci, “Araştırmalarda bir ilacın gerçekten etkili olup olmadığını anlamak için, ilaca görünüş olarak benzeyen ancak etkin maddesi bulunmayan kapsül ya da tabletler veririz. Buna plasebo denir. Bir anlamda yalancı ilaçtır. Buna rağmen plasebo verilen bazı vakalarda da gerçekten yanıt alındığını görürüz. Bu da insan vücudunun şaşırtıcı özelliklerinden biridir” diye konuştu.
Kitabına “Plasebo” adını vermesinin sebebinin, kelimenin anlamı olduğunu söyleyen Ahmet Erözenci sözlerine şöyle devam etti:
“Bir zamanlar Avrupa Birliği’ne gireceğimiz, ileri demokrasiyi yaşayacağımız yönünde güçlü umutlar vardı. Ancak bugün itibarıyla bu beklentilerin gerçekleşmediğini görüyoruz. Buna rağmen ilginç bir şekilde mutlu olan bir kesim var. Öte yandan, mutsuzluğa odaklanan bir kesim de bulunuyor. Bununla bağlantılı olarak ‘nocebo’ diye bir kavramdan söz etmek gerekir. Nocebo, plasebonun tam tersidir. Kişinin bir şeyin kendisine zarar vereceğine inanması ve bu nedenle onu olduğundan daha zararlı algılamasıdır. Dolayısıyla karşımızda büyük bir bölünme var: Bir yanda adeta yalancı bir mutluluğa inananlar, diğer yanda sürekli zarar göreceğini düşünenler. Aslında bu kitap, tam da bu iki kesimin hikâyesini anlatıyor.” googletag.cmd.push(function() { googletag.display('inline_ad'); });
“Bir zamanlar Avrupa Birliği’ne gireceğimiz, ileri demokrasiyi yaşayacağımız yönünde güçlü umutlar vardı. Ancak bugün itibarıyla bu beklentilerin gerçekleşmediğini görüyoruz. Buna rağmen ilginç bir şekilde mutlu olan bir kesim var. Öte yandan, mutsuzluğa odaklanan bir kesim de bulunuyor. Bununla bağlantılı olarak ‘nocebo’ diye bir kavramdan söz etmek gerekir. Nocebo, plasebonun tam tersidir. Kişinin bir şeyin kendisine zarar vereceğine inanması ve bu nedenle onu olduğundan daha zararlı algılamasıdır. Dolayısıyla karşımızda büyük bir bölünme var: Bir yanda adeta yalancı bir mutluluğa inananlar, diğer yanda sürekli zarar göreceğini düşünenler. Aslında bu kitap, tam da bu iki kesimin hikâyesini anlatıyor.”
Kitap tanıtım bülteni
Plasebo onlar için sahip olmak istedikleri gücü simgeliyordu; dediklerini yaptırabilme, kimseden korkmama, geri adım atmama ve kararlılık gücünü… Bir gruba ait olma, bütün olma hazzını yaşıyorlardı ve o haz, gücü simgeleyen kişinin podyuma çıkması, onu etli, kanlı, canlı görmeleriyle beraber doruğa ulaşacaktı. Sonuç olarak, orgazm bir güç patlaması ve iki kişinin tek bedende bütünleşmesi değil de ne ki?
Ütopya ve distopyalar diyarına; Ada’ya götürüyor Ahmet Erözenci bizi.
Deney fareleri gibi içinde debelendiğimiz, birinden kurtuldum derken diğerinde kaybolduğumuz labirentlerinde işittiğimiz her ses, her sözde, karşılaştığımız her görüntüdeki şifreleri, bulmacaları çözmeye çabalamaktan bunalıp yorulduğumuz ve her şeyiyle bağımlısı olduğumuz, her şeyine bağışıklık kazandığımız Ada’dayız. Kendi Ada’mızda.
Evler, sokaklar, mekânlar, ağaçlar, ormanlar, denizi, suyu, insanı… bildiğimiz yer yurt biz içindeyken, gözümüzün önünde görünmez bir üst iradeyle değişir, meçhulümüze dönüşürken, belleğin derinliklerinden mutluluk kırıntıları derlemeye çabalayan Plasebo ahalisi ve Adası, Adaları, zamanımıza dair bir laboratuar anlatısı, bir otopsi.
kitap haberleri ve kitap eleştirileri
Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.
Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.
Medyascope'u Google Haberler üzerinden takip edin
Medyascope'un mobil uygulamasını indirin
Tarihçi Rob Boddice Medyascope’a konuştu: “Paylaşılan duygu, çaba gerektirmeli, kolay geliyorsa büyük olasılıkla yanlış yapıyorsunuzdur”
“Biraz Ses Olsun” kitabı, Yunanistan’da ilk tanıtımını yaptı
Müge İplikçi ile Zeytin Dalı: Victoria Rowe Holbrook ile özel söyleşi | “Amcam Sokrat”, akademi, çeviri ve Türkiye
Müge İplikçi / Diğer içerikleri
Müge İplikçi yazdı: Eski Kaymakam Sezai
Müge İplikçi ile Zeytin Dalı: Victoria Rowe Holbrook ile özel söyleşi | “Amcam Sokrat”, akademi, çeviri ve Türkiye
Müge İplikçi yazdı: Sönmeyen ışık
Müge İplikçi ile Zeytin Dalı – Mehtap Ceyran Anlattı | Dönüş
Müge İplikçi yazdı: Sakinler Apartmanı’nda değişim mevsimi
Müge İplikçi ile Zeytin Dalı – Filiz Aygündüz........
