menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aydın Selcen yazdı: Demokrasiden uzaklaşarak barışa varmak olası değil

14 0
02.02.2025

“Yeni çözüm süreci” Türkiye’de demokrasi ve barış paradigmalarını nasıl şekillendiriyor? “Demokrasiden uzaklaşarak barışa varmak olası değil” başlıklı bu haftaki yazısında, Aydın Selcen yanıtlıyor.

Sonu baştan belli biricik veya tek bir senaryonun oyuncuları değiliz. Senaryoyu yazarken eş anlı oynayan biziz. Cumhuriyetin en azından kağıt üzerinde eşit yurttaşlarıyız-ki bu kadarı bile küçümsenmemeli.

Ortak kaderimiz üzerine konuşuyoruz; ortak vatanımızda nasıl insan gibi, yan yana değil ama bir arada ve iç içe yaşayacağımızı tartışıyoruz. Kendi hür iradelerimizle ve aklımız erdiğince sözümüzle, oyumuzla, ilgimizle -veya ilgisizliğimizle de- kendi adımıza katkımızı ya da eleştirimizi yapmaya çabalıyoruz.

Savaş durumunda değiliz. Yurt içinde bir çatışma da yok. Öyleyse “barış” bir mecaz. Nitekim buna “toplumsal barış” da deniliyor. Ancak bu iki kavramın, aynıymış gibi birbirinin yerine kullanılması doğru değil.

Benzer biçimde sorunun “ister kırk, ister yüz yıldır” süre-gittiğini belirtenlerin, ilkiyle ikincisi arasındaki farkın ya bilincinde olmadıkları ya kötü niyetli oldukları kanısındayım. Çünkü ikinci iddia, “laik cumhuriyeti paranteze almak” hedefinde Kürtçülerle İslamcıların işbirliğini anlatıyor, asıl sorunun bizatihi laik cumhuriyet olduğunu ima ediyor. Herhalde buradan demokrasiye varılacağı iddia edilemez.

Muhayyel bir barışın sunağında ne demokrasi ne cumhuriyet kurban edilebilir. Oysa varılacak yer olarak gösterilen “barış” ile “yeni paradigma” terimleri de yine benzer biçimde birbirinin yerine kullanılıyor. Bu yaklaşımda da, içi doldurulmayan ikinci önerme “yeni cumhuriyet” anlamına geliyor. Cumhuriyeti baştan kurmak işine de Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’la girişmek için herhalde “temkinli iyimserliğin” epey ötesinde bir duygu gerekeceği yeterince açık.

Demokrasiler de terörle mücadele eder. Hatta, özellikle demokrasiler terörle mücadele eder. Günümüz Türkiyesindeyse muhalefet etmek, terör; seçimle yönetimi değiştirmeye çalışmak darbe girişimi addediliyor. Daha düz ifadeyle, siyaset suç sayılıyor. Demokrasiden söz edilemeyen yerde mücadele edilen terörün bitmesinin o ceberut yönetimin kendiliğinden demokrasiye geçmesine olanak veya zemin yaratacağı ise bir varsayım, bir olasılık veya bir umuttan ibaret.

Daha önce pek çok kez atıf yaptığım İspanya örneğinde, Franco’nun ölümünün ardından sağcı Suarez başbakanlığında 1975-82 arasında yürütülen demokratikleşme süreci, son perdede darbe girişimi de atlatılarak (anayasaya yazılmayan) “özerklikler devleti” uzlaşısına evrilmişti. İç Savaş ve Franco dönemi üzerineyse bilinçli bir “unutuş” perdesi örtülmüştü. Anlatının devamında, Suarez’in indirilmesiyle başbakan olan sosyalist Gonzalez ise, ayrılıkçı Bask örgüt ETA ile “devleti rutin dışına çıkaran” GAL’ı kurdurarak mücadeleyi yeğlemişti.

Adı üzerinde “siyasal” denilen çözümler doğaları gereği hiçbir zaman mükemmel veya ideal olamaz.........

© Medyascope