menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aydın Selcen yazdı | Barış çağrısı: inanmak başka, ikna olmak bambaşka

62 12
02.03.2025

Barış çağrısı üzerine Öcalan’ın açıklaması, Türkiye siyasetine etkileri, çözüm sürecinin geleceği, siyasetin dinamikleri ve iktidarın stratejileri… Aydın Selcen, bu haftaki yazısında tartışıyor.

Öcalan’ın açıklaması kamuoyuyla nihayet paylaşıldı. Açıklama, önceki sürecin çökmesinden tam on yıl sonra gelen yeni bir başlangıç oldu. Aradan geçen on sene bir yana, son bir yılda bile dünya neredeyse yıkılıp sil baştan kuruldu. Ukrayna, Gazze, Suriye, Trump’ın başkan seçilmesi yeterli örnekler.

Oysa, Öcalan’ın Suriye’ye geçişi 1979, örgütün Eruh-Şemdinli baskınları 1984, yakalanıp teslim edilmesi 1999: Yirmi yıllık “etkinlikten” sonra, İmralı’da geçen yirmi altı yıllık mahpusluk, hatta büyük ölçüde tecrit. Haliyle, İmralı’dan yapılan çözümleme de Soğuk Savaş’ı tozlu raflardan indirdi.

Ankara, Soğuk Savaş’ın bitişini, Yugoslavya’yı parçalayan iç savaşı ve I. Körfez Savaşı’nın yarattığı uçuşa yasak bölge uygulamasını dehşete kapılarak izlerken ıskalamıştı. Bu ıska, Ankara’da seçilmeden iktidarda olanların, iktidar alanlarını kıskanç biçimde korumaları için yaptıkları bilinçli bir tercihti belki. Belki sadece kifayetsizlikti.

Karanlık doksanlar, “terörle mücadele” kisvesi altında uygulanan “isyan bastırma” taktikleriyle geçti. Öcalan’ın ele geçirilmesiyle kazanılan “kredi” de aynı yıl yaşanan depreme verilemeyen tepkinin devletin iflasını ilânıyla çarçur edildi. O dalga, AKP ve Erdoğan’ı Ankara’ya taşıdı. Bu kez, TSK’yı izleyen bürokratik oligarşi ile Fethullahçıların eşlik ettiği AKP’nin kıyasıya var kalma savaşımı başladı.

AKP, DEM’in öncülleriyle de yol arkadaşlığını denedi. Ama bir koltuğunun altında aslan diğerinin altında geyikle yol yürüyebilmenin ancak Hacı Bektaş Veli hazretlerine mahsus olduğunu zamanla öğrendi. Fethullahçıların “başarısız” olduğunu sürekli kendi kendimize yinelemek gereksinimi duyduğumuz 15 Temmuz 2016 darbe girişimine böyle geldik.

Oradan da, ucu bugünkü otoriter parti-devletine çıkan “yerli ve milli” başkanlık sistemi patikasına saptık. Şimdi de oligarşi var ama askeriyle, yargısıyla artık Erdoğancı. AKP, çeyrek yüzyılda cumhuriyeti bu kıvama getirmeyi başardı. Büyücü yamakları açısından kıvam tuttu ama hem dördüncü kere seçime girebilme hem toplum desteğindeki—özellikle ekonomik nedenlere dayanan—keskin düşüş yeniden ve biteviye devinimi bir kez daha zorunlu kıldı.

Böylece, hizaya sokulmuş̧ bürokratik oligarşi, silahlaştırılmış yargı, avarakasnaklaşmış meclis, dizginleri tek elde toplanmış̧ medya, susturulmuş toplum dekoru önünde yeni girişimin başlama vuruşu Bahçeli tarafından yapıldı. Suriye etmeni ne denli baskın kestirmesi çok güç̧. Zira, Şara’nın İdlip’ten beklenmedik hurucuyla çıkıp 12 günde Esat’ı Şam’dan kovalayacağını Bahçeli, Öcalan’ı meclise davet ettiğinde kimse kestiremezdi. Alandan kaynaklanan bir aciliyet yoktu. PKK, amiyane tabirle “burnunu çıkaracak” durumda değildi. Sonradan üfürülen “İsrail geliyor” safsatası hiç tutmadı. Düz ovada Suriye’ye harekâtın önündeki tek engel ABD’nin desteği değil, bayrak göstermesiydi. Dolayısıyla herhalde yakın gelecekte ABD’ye dönülüp, “Bak siyasal çözümü de denedik, seçenekleri tükettik, artık sıra sende,” denilecek.

Hele İsrail lobisi,........

© Medyascope