Güçlü ve Büyük Türkiye’nin Anahtarı – Prof.Dr.Duran Bülbül & Melih Demirel
Büyük Türkiye özlemi yıllardır ütopyamız oldu. Ancak uzun yıllardır büyük Türkiye özlemi gerçekleştirilemedi. Oysa hedefimiz güçlü Türkiye olmalıydı. Çünkü güçlü Türkiye, büyük Türkiye özlemimizi gerçekleştirebilirdi. Büyük ve kalkınan bir Türkiye için uzun vadeli, istikrarlı ve kapsayıcı bir vizyon gerekir.
Adaleti ve demokrasiyi merkezine koymuş bir siyasi inanışa ve duruşa ihtiyacımız var. Çünkü demokrasi ve hukukun üstünlüğü olmayan bir siyasi anlayış, güçlü Türkiye’yi yeniden inşa edemez. Önce yargı bağımsızlığını güçlendirmeli, öngörülebilir bir hukuk ortamını sağlamalı; yurttaşımıza güven vermeliyiz. Liyakate dayalı bir kamu yönetimini yeniden inşa etmek zorundayız. Bu ise ekonomik güveni sağlar ve toplumsal barışın temelini oluşturur.
Üreten, düşünceyi ve bilimi teşvik eden bir eğitim sistemi kurmalıyız. Üniversite-sanayi iş birliğini sağlayarak AR-GE fonlarını güçlendirmeliyiz. Tüm bunların merkezinde bilim olmalıdır. Bilim üretmeden yüksek katma değerli, rekabetçi bir ekonomi mümkün değildir.
Küresel düzende güçlü pay almak için yüksek katma değerli üretime yönelmeli; KOBİ’lerin dijitalleşmesini sağlayarak ihracatta marka, tasarım ve rekabet gücünü artırmalıyız. Ticarette rekabet gücü yüksek Türk markaları üretmeliyiz. Start-up ekosistemlerini geliştirerek finansman ve vergi teşvikleri uygulamalıyız.
Ekonomide istikrar ve güven oluşturmalıyız. Uzun vadeli yatırım ortamı, yatırım güvenliği, bağımsız ve güvenilir kurumlar, üretime dayalı büyüme ve kalkınma modeli ile enflasyonla istikrarlı ve kararlı mücadele edilmelidir.
Bununla birlikte, bir tarım ülkesi olmamız nedeniyle; katma değerli tarımsal üretim ve ürün ihracatını artırmalı, tarımda kooperatifleşmeyi ve verimlilik artışını desteklemeli, gıda bağımsızlığını sağlamalı, modern sulama ve teknoloji kullanımını yaygınlaştırmalı ve genç nüfusu tarıma yönlendirmeliyiz.
Enerji bağımsızlığı ve yeşil dönüşümü hayata geçirecek projeler ve yatırımlar yapmalıyız. Güneş ve rüzgâr enerjisi yatırımlarını artırmalı, bir enerji seferberliği başlatmalıyız. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmalı; nükleer ve alternatif enerji üretimini, elektrikli araç ve batarya üretimini teşvik etmeliyiz.
Bunları yaparken toplumsal birlik ve ortak vizyon oluşturmalıyız. Kutuplaşmayı bitiren kapsayıcı bir siyaset anlayışıyla kadınların ve gençlerin ekonomik ve sosyal hayata katılımını artırmalı, fırsat eşitliğini sağlamalıyız. Ekonomik büyüklük yetmez; sosyal olarak da güçlü olmalıyız. Dış politika ve küresel konumumuzu güçlendirmeliyiz. Bunun için dengeli ve çok boyutlu bir diplomasi yürütmeli, bölgesel barış girişimlerinde etkin rol almalı ve küresel ticaret ağlarında daha güçlü bir aktör olmalıyız.
(PROF.DR.DURAN BÜLBÜL)
Hocamızın ortaya koyduğu çerçeve, aslında bir tercih meselesini önümüze koymaktadır: Hamasi söylemlerle “büyük” görünmeye çalışmak mı, yoksa kurumsal kapasitesi yüksek, adil ve üretken bir devlet yapısıyla gerçekten “güçlü” olmak mı? Siyasi perspektiften bakıldığında güçlü devlet; keyfiliğin değil kuralların, sadakatin değil liyakatin, hamasetin değil aklın egemen olduğu devlettir.
Güçlü Türkiye’nin inşası, devlet aklının yeniden tahkim edilmesiyle mümkündür. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki dengeyi gözeten; denetlenebilir, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı tesis edilmeden ekonomik ve sosyal kalkınmanın sürdürülebilir olması beklenemez. Hukuka güvenin tesis edilmediği bir yerde ne yerli yatırımcı cesur adım atabilir ne de uluslararası sermaye uzun vadeli plan yapabilir. Bu nedenle siyasi iradenin en temel sorumluluğu, kurumsal güveni yeniden ayağa kaldırmaktır.
Diğer taraftan güçlü Türkiye, sadece makroekonomik göstergelerle ölçülemez. Sosyal adalet, gelir dağılımında denge, fırsat eşitliği ve bölgesel kalkınma politikalarıyla desteklenmeyen bir büyüme modeli kırılgandır. Siyaset kurumu; toplumun her kesimini kapsayan, kimlikler üzerinden değil ortak hedefler üzerinden yükselen bir dil inşa etmek zorundadır. Çünkü kutuplaşma üzerinden güç devşirmek kolaydır; ancak ortak gelecek inşa etmek siyasi olgunluk ister.
Türkiye’nin jeopolitik konumu da güçlü bir devlet kapasitesini zorunlu kılmaktadır. Çok boyutlu ve rasyonel bir dış politika; ideolojik savrulmalardan uzak, milli menfaatleri esas alan bir diplomasi anlayışıyla yürütülmelidir. Bölgesel istikrarın tesisi, ekonomik iş birliklerinin artırılması ve küresel sistemde saygın bir aktör olabilmek; içeride güçlü, müreffeh ve hukuka dayalı bir yapıyla doğrudan bağlantılıdır.
Unutulmamalıdır ki güçlü devlet; vatandaşına güven veren, gençlerine umut aşılayan, kadınlarına fırsat sunan ve üreticisini destekleyen devlettir. Siyasi irade, günü kurtaran değil yarını inşa eden bir vizyon ortaya koyduğunda büyük Türkiye hedefi zaten kendiliğinden gerçekleşecektir.
Güçlü ve Büyük Türkiye için milli birliktelik şarttır. Milli bir birliktelilik olmadan Güçlü ve Büyük Türkiye inşa edilmesinin imkanı yoktur.
