Gölgesi Kendinden Büyük Bir Ölüm – Davut Köksoy Yazdı
Katherine Mansfield’in “Ölü Albayın Kızları” kitabını yıllar önce İngilizce olarak okumuştum. Bugünlerde Adam Yayıncılıktan çıkan Ekim 2003 baskısını Memet Fuat’ın çevirisinden okudum. İlk okuduğum zamanda da beni çok etkileyen kitabı okurlarla paylaşmak istedim.
Katherine Mansfield’ın 1921’de yayımlanan “Ölü Albayın Kızları (The Daughters of the Late Colonel)” öyküsü, ilk okuyuşta bir ölümün ardından yaşanan sıradan ev telaşını anlatıyor gibi durur. Oysa biraz derine indiğinizde, yıllarca süren baskının insan zihninde yarattığı o görünmez felci ve ince bir kara mizahı hissedersiniz. Mansfield, dramı bağırıp çağırarak değil; fısıltılar, tereddütler ve gündelik ayrıntılar üzerinden hissettirir.
Babasız Kalınca Ne Yapacağını Bilememek
Öykü, baskıcı bir tabip albay olan Pinner’ın ölümünden bir hafta sonra açılır. Kahramanlarımız Josephine (“Jug”) ve Constantia (“Con”), hayatlarının çoğunu geride bırakmış iki bekâr kardeştir. Babaları evde askeri bir disiplin kurmuş, kızların bütün yaşamını kendi konforuna ve otoritesine bağlamıştır.
Adam en sonunda ölmüştür ama kızlar için asıl karmaşa şimdi başlar. Çünkü babaları sadece bir ebeveyn değil, onların hayatındaki tek karar mekanizmasıdır. O........
