menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gerçek ve Suskunluk Arasında Kalem – Davut Köksoy Yazdı

11 0
08.10.2026

Bazı sözler var; Topu topu birkaç kelimeden oluşur ama insanın zihnine çivi gibi çakılır. Özdemir Asaf’ın şu satırlarında olduğu gibi:

“İnanmadıklarını yazan yazardan aşağı insan yoktur. Vardır… inandıklarını yazmayan.”

İlk bakışta yazarlığa dair ahlaki bir yargı gibi duran bu ifade, biraz üzerine düşündüğümüzde edebî bir ölçü olmanın çok ötesine geçiyor. Çünkü burada asıl mesele metnin estetiği değil, insanın hakikatle kurduğu o yalın ilişki.

İnanmadığını Yazmak: Samimiyetin Çöküşü

Bir yazarın inanmadığı şeyleri kağıda dökmesi sadece mesleki bir hata değildir; doğrudan bir iç bölünmedir. İnanç ile ifade arasındaki o bağ koptuğunda, insan kendi içinde yarılmaya başlar. Yazı, iç dünyamızın dışa vurumudur nihayetinde. İçeride olanla dışarıya dökülen birbirini tutmuyorsa, orada açıkça bir yabancılaşma başlamış demektir.

Bu durum çoğu zaman küçük çıkarlar, korkular ya da sadece onaylanma arzusuyla beslenir. Bazen sırf kabul görmek, bazen köşesini kaybetmemek, bazen de rahatını bozmamak için kalemini eğip büker insan. Ama kelimeler öyle ya da böyle sahibinin ruhunu taşır. İnanılmadan yazılan her cümle, özünde bir tür iç inkârdır.

Asaf’ın “aşağı insan” derken takındığı sert tutum oldukça bilinçli. Mesele teknik bir kusur değil, düpedüz etik bir düşüş çünkü. Yazarın sözü onun vicdanıdır; vicdanını kiralayan bir kalem de sadece metni değil, dönüp dolaşıp insanın kendisini........

© Medya Siyaset