menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sokakta yaşayanlar ve Türkler

29 0
14.03.2026

Bir sohbet sırasında Almanya’da bir milyon evsiz varmış denildiğinde inanamadım.

Evsiz lafı “Homeless” karşılığı kullanılıyor. Kendi evi olmayıp kiralık evde oturan değil, düpedüz sokakta yaşayan anlamında. İnsanın tepesinde bir çatı olmaması anlamında. Yaban hayvanı gibi doğanın acımasız koşullarına terk edilmiş olması anlamında. 

Almanya’da bir milyon kişi sokakta yaşıyor da ne demek? Antalya mı orası, buz gibi ülke yahu. Karda kışta telef olur canlar. Ayrıca ülkenin nüfusu 80 milyonu biraz geçkin, yani bizim kadarlar. Bu hesapla her 80 kişiden biri sokakta yaşıyor demektir. 

Havsalam almadı benim bu hesabı. Kendi deneyimimi düşündüm. Üç kez Berlin’e gittim. Bir kez de Dresden’e gitmiştim. Eğer rakam bu kadar yüksek olsaydı her köşe başında bir evsiz görürdüm oysa ben o kadar yoğun evsizi Amerika’da, özellikle de San Diago’da gördüm. Gerçekten her sokakta onlarca insan açıkta uyuyordu. Amerika nüfusu 300 milyon, evsiz sayısı da 700 bin kadarmış yani Almanya’nın dört katı nüfusun içinde evsizlerin oranı Almanya’dan daha düşükmüş. Bu işte bir yanlışlık var ama nerde? 

Birincisi herkesin evsiz tanımının başka, dolayısıyla istatistiklerinin farklı oluşunda. Mesela Türkiye evsizler listesinde görünmüyor bile. Çünkü kayda geçen evsiz sayısı bütün ülkede toplam bin kişi bile değil. Bunun yorumunu size bırakıyorum. Ancak diğer ülkelerin “homeless” raporlarına bakınca anlaşılan şu ki tanımlamadaki farklılıklar rakamları etkiliyor. 

Diğer bir etken ise tarih. İlişikte verdiğim kaynağın listesine dikkat ederseniz orada temel alınan raporlar bile farklı tarihlerde yayınlanmış. Dolayısıyla elmalarla armutları kıyaslar olmuşuz. Örneğin 2022’de Almanya’nın resmi rakamı bu listede 262 bin civarında. Oysa başka bir kaynakta 2025’de 800 bini aşkın görünüyor. Sivil kaynaklar ise artık bir milyonu da geçti diyor. Kısacık sürede oluşan bu inanılmaz artışın nedeni ise Almanya’nın aldığı göç. Evsiz bir milyonun dörtte birini sadece Ukrayna savaşından kaçanlar oluşturuyormuş. Öncesindeki Suriye savaşından kaçanları da ekledikten sonra kalan rakamın çoğunluğu da Türkler. Almanya’da toplam 15 milyon göçmen yaşıyormuş. Sokaklardaki 1 milyonun neredeyse hepsi göçmenmiş. Demek yüz binlercesi de Türk…

Ülkemizde de 10 milyon göçmen var ama demek ki Almanya’da bizdekinden de çok göçmen var. Ülkemizde sözüm ona sokakta yaşayan yok ama Almanya’da sokakta yaşayan Türk çok.  Bu bilgi çok can yakıcı. Siz buna diğer Avrupa ülkelerini, İngiltere’yi, Kuzey ve Güney Amerika’yı ve Türklerin akın akın ulaştığı aklınıza gelen diğer ülkeleri de ekleyin. Düşünün bakalım Türkiye’de hiç yok ama dünyanın sokaklarında yaşayan ne kadar Türk vardır?

İnsana sokakta yaşam mümkün değilmiş gibi geliyor. Ancak yaşanıyor. Ben çok “homeless” gördüm Amerika’da. Gerçi benim gördüklerimin hepsi ılıman iklimlerde yaşıyor ama bunun gene de yağmuru fırtınası, ayazı kavurucu sıcağı var, yemeden içmeden geçtim, tuvaleti banyosu var, hepsinden önemlisi can güvenliği sorunu var. Ancak yine de sokakta yaşamak diye de bir gerçeklik var.

Her insanın bir çatının altında yaşayabilme hakkı var. Yoksa da olmalı. Bu hakka sahip olamayan 16 milyon insan varmış dünya üzerinde. Bir de hiç kayda girmeyenleri düşünün. 

Böyle kayıt dışı olanlardan birini ben bizzat tanıdım mesela. 17 senedir Amerika’da kaçak olarak yaşayan bir Türk’ü. Gündelik işlerde çalışarak karnını doyuran biri. 17 sene hem kaçak hem de evsiz yaşanmaz demeyin, yaşamış adam ve de hâlâ yaşıyor, buna yaşamak denirse. Hurda bir arabası var ama kaydı olmadığından ehliyeti de yok. İşe o arabayla gidiyor. İş gereçlerini onun içinde taşıyor. Geceleri de onun içinde yatıyor. Döküntü de olsa bir arabası olması büyük lüks anlayacağınız çünkü o da bir nevi çatı sayılır. 

Amerika’da araba sahibi olmak bizdeki gibi bir lüks değil, bayağı ucuz araba fiyatları. Ancak gene de evsizlerin hiç değilse arabaları varmış diye düşünmeyin çünkü çoğunun sadece eşyalarını biriktirdikleri çalıntı market arabaları var. Hani şu alışverişte kullandığımız tellerden oluşan şey. Onu çalıp muhafaza etmek bile lüks çünkü yağmurda çamurda içine kıvrılıp uyuyanı bile gördüm…  

Bu adam dışında bir de internetten tanıdığım bir kadın var. Aslen mimar ama işi olmadığından telefonuyla online İngilizce öğretmenliği yapıyor yıllardır. O da son bir senedir arabasının içinde yaşıyor çünkü ders vermek için video çekmek ona bir evde barınacak parayı sağlayamıyor. Bu kadının evsizliğini ilişikteki videosunda kendi ağzından dinleyebilirsiniz. Mesela banyo sorununu aylık cüzi bir fiyata üyesi olduğu spor salonun duşuyla hallediyormuş. Ben bu doğma büyüme Amerikalı ve eğitimli kadının da” homeless” rakamlarına dahil olduğunu sanmıyorum, tıpkı sözünü ettiğim kaçak göçmen eğitimsiz Türk erkeğin dahil olmadığı gibi.   

İlk etapta bu ikisi aklıma geldiyse de aslında Türk ve Amerikalı başka evsizleri de bildiğimi fark ettim düşündükçe. Ancak benim bildiklerimin istatistiklerdeki yerini gene de bilemedim. İstanbul’da izbeliklerde yaşayan pek çok kişiyi, hele Suriye göçmenleri ben bile bilirken Türkiye’nin “homeless” listesinde olmayışı gibi. Bu durumda başka ülkelerin de kayıt dışı evsizleri olduğunu varsaymak zor değil. Demek ki neymiş? Dünyada 16 milyon evsiz olduğu doğru değilmiş. Bu rakam sadece buzdağının görünen yüzüymüş.  

Şu sıralar takıldım, ev dekorasyonu programları izliyorum. Bu kapsamda milyon dolarlık evleri gezdiren videolar da izliyorum. Adını bile bilmediğimiz aşırı zenginlerin içinde at koşturulabilecek büyüklükteki evlerini oturduğum yerden geziyorum. Bırakın yatak odası sayılarını, bırakın salonlarının genişliklerini, giyinme odası, saunası, yüzme havuzu, spor salonu, sinema salonu falan diye devam eden ev içi mekanlarında kendine özel kuaför ve güzellik salonu olanlar bile var. Yüzlerce arabalık kapalı garajları, dekarlarca alana yayılan özel ormanlarıyla anlat anlat bitmez bir saraylar silsilesi…

Hadi bu malikanelerden ve de şımarık zenginlerden geçtim. Zaten sayıya vursan kaç eder ki sekiz milyarlık dünya nüfusu içinde. Ancak benim gibi üç kuruşluk memur maaşlarını yemeyip, darla zorla edinilen ve yılda belki bir iki hafta anca gidilebilen yazlık evlere ne demeli? Boş evler üç beş falan değil milyonlarca, hem de sadece Türkiye’de değil dünyanın pek çok yerinde bütün sene boş duran yazlıklar ve de kışlıklar var.

Hadi onlara da bir şey demeyelim de ev sahibi olmak konusunda ben size bir dedikodu yapayım. Benim karı koca ikisi de arkadaşım olan bir çiftin arası bozulmuştu. Kadın olan pek cimriydi, hadi ona da tutumlu diyeyim, yememiş içmemiş hep ev almıştı. Yalan söylemeyeyim evlerinin sayısını unuttum ama bir iki tane falan değildi. Kocası da iyi kazandığı halde parayla pek işi olmadığı için evlerin parasını biriktiren de satın alan da bizzat karısı olduğundan evlerin hepsi de onun üzerineymiş. Araları bozulduğunda kadın evlerin birini bile kocasına vermedi. Büyük kavganın sonrasındaki gece kocası altında uyuyacak bir çatı bulamadı. Kadının kocasına ve de paraya yönelik hırsı öyle büyüktü ki adamı damsız ortada bırakıverdi. Evlerini kiraya verse gene iyi, onları da kiracılar zarar verir diyerek boş tutmayı sürdürdü. Dedikodum bitti, yorumu da size devredildi…

İşte böyle. Bir yanda bir köyü içine alacak kadar devasa evlerde yaşayan, bir yanda yatırım diye ev sahibi olup içine insan sokmayanlar, bir yanda da arabada, çadırda ya da bir kovukta yaşamaya çalışanlar. 

Aynı gökyüzüne bakıp aynı havayı soluyan, aynı topraktan beslenip aynı biçimde zehirlenen, aynı hastalıklarla aynı biçimde can veren insanlardan söz ediyoruz. Tek fark nerede ve nasıl uyudukları olan insanlar. Birbiriyle damını paylaşamayan, birbirine can olamayan insanlar… 

Emek emek, halı dokur gibi ev sahibi olup, bu sayede gelecekte sokağa düşmeyeceklerini sanırken birdenbire bombalar patlayıp evsizler listesine katılanlar yüzünden bu yazının son cümlesini yazamayıp size bıraktım…

https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_sovereign_states_by_homeless_population

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:


© Medya Günlüğü