Anlamak ve Anlaşılmak: İnsanın Kadim Rüyası
Anlamak ve Anlaşılmak: İnsanın Kadim Rüyası
Anlamak ve Anlaşılmak: İnsanın Kadim Rüyası
Doğrudan nasihat verilecek zamanları geçtik galiba. Artık derdimizi de tavsiyemizi de çoğu zaman başka yollar bularak anlatmak zorundayız. Çünkü zamanımız insanının yalnızca bilgisi değil, bilgisiyle birlikte kendisine duyduğu güven de büyüdü. Fikirler, üzerinde düşünülen ve gerektiğinde değiştirilebilen kanaatler olmaktan çıkıp benliğin bir parçasına dönüşmeye başladı. Böyle olunca bir düşünceyi eleştirmek, çoğu zaman o düşüncenin sahibini eleştirmek gibi algılanıyor. “Yanlış düşünüyorsun” demek bir yana, “Acaba daha iyisi mümkün olabilir mi?” sorusu bile savunma duvarlarını yükseltmeye yetiyor.
Bu yüzden doğrudan söyleyemediğimiz sözü bazen bir hikâyenin içine bırakıyoruz. Bir kıssadan, başka bir insanın yaşadıklarından, okuduğumuz bir kitaptan yahut benzer bir olaydan hareket ederek anlatmaya çalışıyoruz. Maksadımız muhatabı incitmeden düşündürmek, önüne sessizce bir ayna koymak.
Fakat bunun da garip bir açmazı var.
Hikâyeyi fazla uzağa koyarsak mesaj kayboluyor. Biraz yaklaştırırsak bu defa “Sen aslında bunu bana söylüyorsun” deniliyor ve doğrudan söze karşı kurulan savunma mekanizması bu kez dolaylı anlatıma karşı kuruluyor. İnsan anlatılanın doğru olup olmadığını düşünmek yerine kimin kastedildiğini, neden şimdi anlatıldığını ve altında hangi niyetin bulunduğunu sorgulamaya başlıyor.
Böylece kelimelerin hareket alanı giderek daralıyor.
Açık konuşsan müdahale, dolaylı konuşsan ima; sussan ilgisizlik, konuşsan eleştiri…
Bir müddet sonra insan ne söyleyeceğini değil, nasıl söylerse yanlış anlaşılmayacağını düşünmeye başlıyor. Asıl yorgunluk da burada ortaya çıkıyor.
Bu mesele nesiller arasındaki iletişimi özellikle ağırlaştırıyor. Tecrübenin aktarılması gereken yerde büyüklerin sözü müdahale, gençlerin itirazı saygısızlık olarak okunabiliyor. Oysa iki tarafın da çoğu zaman kendince haklı bir dünyası var. Biri yaşadıklarından öğrendiklerini aktarmaya çalışıyor, diğeri kendi hayatını kendi tecrübesiyle kurmak istiyor. Aradaki köprü kurulamadığında tecrübe nasihate, nasihat baskıya, itiraz çatışmaya dönüşüyor.
Üstelik mesele yalnızca nesiller arasında da değil. İnsan artık kendi yaşıtlarıyla bile farklı düşünmenin ağırlığını taşımakta zorlanıyor. Fikir ayrılığı giderek düşünsel bir zenginlik olmaktan çıkıp kişisel mesafe sebebine dönüşüyor.
Bunun arkasında çağımızın bilgiyle kurduğu ilişkinin de önemli bir........
