Hüzün ve bayram bir arada
Hüzün ve bayram bir arada
Muhammed Zahir Yıldız
Hüzün ve bayram bir aradaRamazan-ı Şerif gibi nefsin terbiyesinden geçen, ruhun arındığı zorlu ve bir o kadar da izzetli bir ibadeti tamamlamış olmak, mümin gönüllerde tarif edilemez bir duygu seli oluşturur. Bu duygu, hem vuslatın sevinci hem de bir ayrılığın burukluğudur. Bir yandan ilahi emre itaat etmenin huzuru, diğer yandan "On Bir Ayın Sultanı"na veda etmenin mahzunluğu kalpleri kuşatır. Zira Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Eğer kullar Ramazan ayındaki faziletleri bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi." İşte bu muazzam iklimden ayrılmanın verdiği kederi teselli etmek için Âlemlerin Rabbi, kullarına Ramazan Bayramı’nı müstesna bir hediye olarak lütfetmiştir.Bayram, sadece takvim yapraklarının değişmesi değil; küslerin barıştığı, adavet (düşmanlık) zincirlerinin kırıldığı ve müminlerin birbirine kenetlendiği bir "kardeşlik ilanı"dır. İmam Gazali Hazretleri bayramın hakikatine dair şöyle bir incelik sunar: "Bayram, sadece yeni elbiseler giyenler için değil, Allah’ın azabından emin olup manevi bir kurtuluşa erenler içindir." Bu bilinçle, bayram namazından sonra cami avlusunda başlayan o sıcak kucaklaşma; mahallemize, evimize ve nihayetinde kabristanlardaki sessiz dostlarımıza kadar uzanır. Mezarlık ziyaretleri, bayramın sadece dirilerle değil, ahirete irtihal edenlerle de kurulan bir gönül köprüsü olduğunu öğretir bize.Ancak bugün İslam coğrafyasının ahvali, sevincimizi kursağımızda bırakacak kadar kederlidir. Ümmet-i Muhammed olarak bugün; arasına suni sınırlar çizilmiş, uhuvvet bağı zayıflatılmış ve parçalara bölünmüş mahzun bir manzara sergiliyoruz. Okyanus ötesinden gelen emperyalist güçler, İslam topraklarını ateşe verirken; ne yazık ki pek çok İslam ülkesi bu zulme sessiz kalarak adeta çanak tutuyor. Masum çocukların üzerine yağan füzeler karşısında dilsiz kalan, dahası kendi kardeşini kınama yarışına giren bir idrak tutulması yaşıyoruz. Gazze’de gökyüzü ateşle kaplıyken, Suriye’de yetimlerin boynu bükük, Doğu Türkistan’da zulüm arşa dayanmışken içimize sinerek tam bir bayram yaşamak ne kadar mümkündür? Bu hüzün, aslında imanımızın bir gereğidir. Nitekim Allah Resulü (sav) bizleri şöyle uyarır: "Müslümanlar bir vücudun azaları gibidir; bir organ rahatsızlandığında diğer organlar da uykusuzluk ve ateşle ona eşlik eder."Bu yüzden bizim bayram tebriğimiz, edebiyatımızın zarif kalemi Cahit Zarifoğlu’nun o sarsıcı mısraları gibi olmalıdır:“Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, Ebu Zer’in yalnızlığından, Bilal-i Habeşi’nin ilk ezanından, Tarık bin Ziyad’ın kılıcından, Filistinli Cafer’in haykırışından, Gazze’nin gözyaşından öpüyoruz… İyi bayramlar meleklerin şehri Gazze. İyi bayramlar utancımız, açlığımız Afrika. İyi bayramlar Ömer Muhtar’ın soylu çocukları. İyi bayramlar Recep onbaşı, Salih uzman, er Mehmet. İyi bayramlar kırılganlıklar, üzüntüler... İyi bayramlar ey Hüzün!”Biliyoruz ki gerçek bayram, kalplerin tevhid bayrağı altında bir ve beraber attığı, zulmün yeryüzünden silindiği gündür. Hz. Mevlana’nın buyurduğu gibi: "Gönül aynan süpürülmeden, bayram güneşi oraya vurmaz." Rabbimizden bizleri selamete çıkarmasını, parçalanmış kalplerimizi birbirine ısındırmasını ve bu hüzünlü günleri hakiki birer "Feth-i Mübin"e dönüştürmesini niyaz ediyoruz.Ramazan Bayramımız mübarek, kalplerimiz mutmain, ümmetin istikbali aydınlık olsun.
