menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vedaların Sessiz İzleri…

17 0
11.08.2026

Vedaların Sessiz İzleri…

Bazı vedalar hazırlanarak gelmez…

Ne son bir kez sarılmaya fırsat verir ne de söylenecek son sözleri söylemeye…

Bazen acı acı çalan bir telefon sesiyle değişir o anki hayat. Birkaç kelimelik bir haberle eksilir bir ömür. O haber öğrenilir ama insanın içinde açılan boşluğun tarifi kolay kolay yapılamaz.

Çünkü bazı haberler yalnızca bir acıyı haber vermez; insanın hayatını ikiye böler:

O haberi almadan önceki hayat ve aldıktan sonraki hayat…

Sonrasında dünya dönmeye devam eder. Güneş yine doğar, insanlar sokaklarda yürür, sofralar kurulur, günler birbirini kovalar…

Ama sizin için hiçbir şey artık eskisi gibi değildir.

Kalabalıkların içinde yürürsünüz ama içinizde bir eksiklik vardır. Bazen bir sandalye, bazen telefon rehberinde kalan bir isim, bazen yıllar önce çekilmiş bir fotoğraf bütün geçmişi bir anda önünüze getirir.

Çünkü bazı insanlar gittiklerinde yalnızca kendi hayatlarını alıp gitmezler; bizim hayatımızdan da bir parçayı beraberlerinde götürürler.

Ben ölümü bir kez yaşamadım…

Her sevdiğimin ardından onu yeniden tanıdım.

Her vedada başka bir yüzünü gördüm ölümün.

Ninemin vefatıyla ilk kez tanıştım onunla.

Bir insanın yokluğunun bir evin sesini, havasını, hatta ruhunu nasıl değiştirebildiğini onun ardından öğrendim. Bazı insanların evin yalnızca bir ferdi değil; bereketi, huzuru ve çocukluğun en kıymetli hatıralarından biri olduğunu anladım.

Kuzenimiz Enis’imizi kaybettiğimizde ise ölümden ürktüm.

Çünkü o güne kadar ölüm, sanki ömrünü tamamlamış insanların kapısını çalan uzak bir misafir gibiydi. Enis’imizin gidişiyle ölümün yaş sormadığını, vakit beklemediğini, yarım kalan hayallere bakmadığını öğrendim.

Dedelerimizin vefatıyla iki çınarımızı uğurladık.

Onların ardından aile büyüklerinin yalnızca birer akraba olmadığını; geçmişimizle bugünümüz arasındaki bağı, ailemizin hafızasını ve çocukluğumuzun yaşayan şahitlerini temsil ettiklerini daha iyi anladım.

Hacı Süleyman Dayımın, Naciye teyzemin ve kansere yenik düşen yengelerimiz ve Bugüne kadar ebediyete uğurladığımız tüm sevdiklerimizin ardından ise acının belli bir sınırı olmadığını gördüm.

İnsan bazen “Artık daha fazlasına dayanamam.” diyor.

Ama hayat, ne kadar yorulduğunuza bakmadan yeni imtihanlarla çıkabiliyor karşınıza.

Her kayıp kendine özgü bir yara bırakıyor. Üstelik yeni bir acı geldiğinde insan yalnızca o gün kaybettiğine değil, daha önce uğurladığı bütün sevdiklerine de yeniden yanıyor.

Hayatımızın belki de en ağır günlerinden biriyle karşı........

© Mardin Life