ERKEKLİK: GÜÇ DİYE EZBERLETİLEN YÜK
ERKEKLİK: GÜÇ DİYE EZBERLETİLEN YÜK
ERKEKLİK: GÜÇ DİYE EZBERLETİLEN YÜK
Erkek olmanın sesi yoktur. Sadece gürültüsü vardır. Kalabalığın, toplumsal kuralların, geleneklerin, sözde bilinenlerin gürültüsü.
Masaya vurulan yumrukta, yükselen seste, kesilen cümlede kendini belli eder. Ama gerçek sesi, kimsenin duymadığı yerdedir. Sessiz, ağır ve inatçı…
Erkek olmak, çoğu zaman bir şey olmak değil; bir şey olmamakla başlar. Ağlamamak, korkmamak, kırılmamak…
Daha çocukken öğretilir bu yokluklar listesi. İnsan olmanın yarısı elinden alınır, yerine “erkeklik” konur. Ve tuhaf olan şu: Kimse bunu zorla yapmaz. Alkışla öğretirler. “Aslan oğlum” derler mesela. O anda bir kapı kapanır. Bir çocuk, bir daha çocuk olamayacak şekilde büyür. Erkeklik ilk ödülünü aldığında, ilk kaybını yaşar. Çünkü o andan itibaren onaylanmak için bir şeye dönüşmesi gerektiğini öğrenir.
Güçlü olursa değerli, dayanırsa kabul gören, susarsa saygı duyulan biri. Peki ya olmadığı zaman? İşte orada kimse yoktur. Erkekliğin karanlık tarafı tam burada başlar: Şartlı değer. Kadınlar sevilir, çocuklar korunur, ama erkek… erkek kendini kanıtladığı sürece vardır. Ve bu kanıtlama hiçbir zaman bitmez. Bir işin olur, yetmez. Para kazanırsın, yetmez. Aile kurarsın, yetmez. Hep bir üst versiyonun beklendiği bir hayat bu. Erkek, kendi hayatının kiracısı gibidir. Hep biraz daha iyi olmak zorunda. Hep biraz daha fazla.
Bu yüzden erkekler yorulmaz. Tükenir ve bunu söyleyemez. Çünkü erkeklik, yorgunluğu bile zayıflık sayar.
İşte bu noktada güç dediğimiz şey, aslında görünmeyen bir disipline dönüşür. Erkek kendini kontrol eder, duygusunu keser, sesini ayarlar, yüzünü düz tutar. Ve dışarıdan bakıldığında “sağlam” görünür. Fakat içeride başka bir hikâye vardır.
Bastırılmış her duygu, bir gün........
