menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Okul, Bir Baba, Bir Ömür

27 0
25.02.2026

Lise ve askerlik yıllarının unutulmadığı söylenir; hatta bir erkeğin kulağına askerlik kelimesini fısıldayın, çoğu kez aynı hatıraların tekrar tekrar, biraz da köpürtülerek anlatıldığına şahit olursunuz. Lise yılları ise askerlik kadar yüksek sesle dile getirilmese de içimize daha derinden yerleşir; karşılıksız arkadaşlıkların, hayata atılmadan hemen önceki o eşi bulunmaz zamanların, bir daha asla aynı saflıkta yaşanamayacak günlerin hatırası ömür boyu insanın peşini bırakmaz. Kimini güler yüzle ama çoğunlukla acı tebessümle yad ederiz. “Tekrar” kelimesini bilhassa kullanıyorum; çünkü bu yıllar gerçekten de tekrarı olmayan yıllardır. Ne kadar anlatılırsa anlatılsın, yazıya döküldüğünde birkaç sayfaya sığacakmış görünen hatıralar, gerçekte bir ömrün omurgasını oluşturur. O yüzden okul yıllarını kitap hacminde anlatmak, yaşanmışlığın hakkını teslim etmek demektir. Ben kendi adıma böyle bir çalışma ortaya koyacağımı sanmıyorum, bu nedenle yazarı can-ı gönülden tebrik etmem icap eder ilk tahlilde.

İşte ömrünü maarife adamış isimlerden, tanıştığım ilk günden itibaren çalışma azmi ve şuurlu davranma hususlarında her daim yanı başımda olan Memiş Okuyucu ağabey, bu duygunun farkında bir kalem olarak, geçen yılın sonlarında Çizgi Kitabevi’nden çıkan “Pazarören’den Maziye Akmak – Öğretmen Okulu Günlüğü” adlı 224 sayfalık eseriyle bizi yarım asır öncesine götürüyor

“Pazarören’den Maziye Akmak”ı  başlı başına bir hatıra hasılası/kitabı görmek hata olur. Yazarın etrafında ortak hikâye yazdıkları bir okul sahnesinin canlı enstantanelerini bugüne taşıyan koca bir dünya karşılar bizi. Okuyucu’nun anılarda adı geçen pek çok kişiyi ayrıntılarıyla hatırlaması, bazılarıyla irtibatını sürdürmesi, onların hayatlarının sonraki safhalarına da değinmesi başlı başına bir vefa örneği. Bu satırlardaki ışıltı, neşeli günlerden de tatsızlıklar, kırgınlıklar, yoksunluklar, hatta acılardan da müteşekkil ve hepsi aynı içtenlikle anlatılıyor.

Memiş Okuyucu’nun yatılı Pazarören Mimar Sinan Öğretmen Lisesi’ne adım atışı 1976 yılına denk düşüyor. Bugünden bakıldığında tam elli yıl… Yarım asırdır diri tutulan, ayrıntıları unutmayan, unutamayan bir hafızanın kitabı bu.

Altı yıl sürecek okul hayatının ortasına 12 Eylül 1980 darbesi yerleşiyor. O yılların gölgesi, sadece ülkenin değil, okul koridorlarının da üstüne düşüyor. Bu fırtınalı zamanların genç bir öğrencinin zihninde nasıl yankılandığını merak etmemek elbette mümkün değil.

Kitabın girişinde öğretmen okullarının tarihçesi, roman tadında, merakı diri tutan bir üslupla veriliyor. Köy Enstitüleri’nden, Hasan Âli Yücel’den söz edilmeden bu hikâye zaten tamamlanamazdı; Okuyucu da bu tarihî arka planı gereğini ifa ediyor, fakat asıl maksadının kendi yaşanmışlığını anlatmak olduğunu da hissettiriyor biz okurlarına. Çünkü onun meselesi ideolojik bir tartışma açmaktan ziyade, bir dönemin ruhunu kayda geçirmek gibi mütevazı bir niyeti haiz.

Pazarören Mimar Sinan Öğretmen Okulu 116 dönümlük geniş bir arazi üzerine kurulmuş. İnşa edilen 38 binanın 15’i hâlâ ayakta. Yerleşkede sınıflar, öğretmen odaları, yatakhaneler, sinema salonu, spor salonu, hamam, fırın, marangozhane, atölyeler… Bir eğitim yuvasından çok küçük bir şehir adeta; hem akla hem bedene hitap eden, sanat ve........

© Maarifin Sesi