Konuşma Dili ile Yazı Dili Arasındaki Vazgeçilemeyen Birliktelik(2)
Günümüzde dünyada konuşulan binlerce dil özellikle sömürgecilik sonrası yayılan çoğu Batılı dillerden İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, ya da Çince ve Rusça gibi diller karşısında direnemediler. Her yıl onlarcasının konuşanı kalmadığı için kaybolduğu biliniyor. Yapay Zeka kullanılarak şimdilerde tüm yerel dilleri yazılı hale getirme yönünde önemli adımlar atılıyor. Ne olursa olsun herhangi bir konuşma dilinin yazıya geçirilerek kaybolmasının önüne geçilmek isteniyor. Yalnız burada ciddi bir tezat ortaya çıkıyor. Zira yaşanılan çağlar arasında büyük zaman değişimleri bulunsa bile aynı kaderi paylaşacaklar. Yazılı Latince kendini kuşatan çevresindeki konuşmaların farklılaşmasıyla Yunanca “diglossi” olarak ifade edilen “konuşma ve yazı” şeklindeki ikili dil özelliği arasındaki açısı kapanamayacak kadar büyüdü. Binlerce yerel dil de başlangıçları bilinmeyen tarihlerden bugünlere varlıklarını sürdürdüler. Ama yazıya geçirilmeleriyle birlikte bu defa tek olan özelliği ikiye çıksa bile bu kayıt altına alınan kısmı bir müddet sonra sözlü ifadeden uzaklaşabilir.
Osmanlı Devleti dünyada en güçlü zamanında bile Türkçe, Arapça ve Farsça’yı birarada tutup “üç dil/elsine-i selase” olarak ifade edilen çeşitliliğini asırlarca sürdürdü. Özellikle dinî eğitim ve kitap yazımında Arapça’nın öne çıkması, edebî eserlerin bir kısmında Farsça etkili olurken devletin resmi yazışmaları ve halkın dili Türkçe olarak kaldı. Konuşulduğu yörenin ağızları 20. yüzyılın sonuna kadar korunurken hepsinin yerine günümüzde İstanbul Türkçesi olarak ifade edilen konuşma giderek yaygınlaştı. Yazı dili ile sözlü anlatım arasındaki farklılıklar giderek azaldı.
Özellikle 1930’lu yıllarda Öz Türkçe oluşturma girişimi sebebiyle ilk anda 6.500, ikinci aşamada ise 32 binden fazla Arapça ve Farsça kelimenin yazılı metinlerden........
