menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

5 Nisan 1990 Barın Katliamını Unutmadık!

6 0
10.04.2026

5 Nisan 1990 yılında Kızıl Çin tarafından; Doğu Türkistan’ın Kaşgar vilayetine bağlı Aktu ilçesi Barın kasabasında UygurTürklerine uygulanan soykırımın 36. Yılında Barın şehitlerini rahmetle anıyorum. Zalim Çin yönetimini nefretle kınıyorum. 

Takvim yaprakları 1990’lı yıllara doğru ilerlerken Kızıl Çin hükümeti Doğu Türkistan’ın demografik yapısını değiştirmek, nüfus artışını önlemek amacıyla; “Aile Planlaması” Politikasınıhayata geçirmek için; kısırlaştırma, kürtaj; ana karnındakibebeklerin zorla aldırılması gibi uygulamaların yanı sıra;Çinlilerin gayri meşru göç ettirilmesi ve bölgeye yerleştirilmesi yönünde adımların atılması; Uygur Türklerinin tepkilerine sebep olmuştur.

         Doğu Türkistan’da demografik yapıyı değiştirecek “Aile planlaması” uygulamasının kaldırılması; Doğu Türkistan’a yasa dışı Çinli yerleşimcilerin getirilmesinden vaz geçilmesi konusunda Uygur Türklerince Çin yönetimine yapılan taleplerinin reddedilmesi üzerine; Doğu Türkistan’ın Kaşgar vilayetine bağlı Aktu ilçesi Barın kasabasında Ziyaeddin Yusuf Liderliğinde ki halk direniş göstererek sokaklara dökülmüştür. İşgalci Çin Ordusunun göstericiler üzerine silahla karşılık vermesiyle direniş kasabanın geneline yayılmış, sopa, çapa,kazma ve küreklerle Barın halkı tarafından milli bir ayaklanmabaşlatılmıştır.

​Durumun gittikçe aleyhlerine geliştiğini gören Çin yönetimitarafından, bölgeye 22750 silahlı asker, tanklı birlikler, helikopterler ve uçaklar sevk edilmek suretiyle bölgeye büyük bir taarruz başlatılmış; 20 bin nüfuslu Barın kasabası yerle bir edilmiş ve soykırım niteliğinde bir katliam gerçekleştirmiş;Zeydin Yusuf, İshak Hoşur, Muhammad Turdi ve Muhammad Tursun gibi binlerce genç şehit edilmiştir. 

Şunu ifade etmek isterim ki, Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri ilk defa Barı’nda zulme maruz kalmadıkları gibi; ilk ayaklanmaları da barın ayaklanması olmamıştır.  İşgal altında kaldıkları 1949 yılından itibaren süreç içinde Uygur Türkleri tarafından Çin zulmüne karşı 500’den fazla milli ayaklanma gerçekleştirilmiş; bu ayaklanmaların en önde gelenlerinden birisi de 5 Nisan 1990 yılındaki 7 aylık çocuğa 77 merminin sıkıldığı, 9 köyün, 9 kasabanın tarihten silindiği, yüzlerce bebek, çocuk, kadın, erkek yaşlı demeden masun insanların şehit edildiği, binlercesinin tutuklandığı Bar’ın Milli Kurtuluş Hareketiolmuştur.

    Siyonist İsrail’in 14 Mayıs 1948’den itibaren; 78 yıldan beri soykırım, zulüm ve etnik temizliğe maruz kalmalarına rağmen; Filistin halkının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinden vaz geçmediği gibi; D. Türkistan halkı da 1949 yılında kuruluşunun 4.Yılından itibaren Çin Halk Cumhuriyeti tarafından işgaledilmesine; Çin zulmüne ve asimilasyona tabi tutulmasınarağmen 73 yıldan beri özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinden vaz geçmemiştir. Dünyada hiçbir millet Uygur Türkleri ve Filistin halkı kadar uzun süre zulme maruz kalmamış ve yine dünyada hiçbir millet bu kadar zulüm ve işkence görmesine rağmen bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinden vaz geçmemiştir.

Ne yazık ki Siyonist rejim tarafından özelde Gazze, genelde Filistin halkına uygulanan vahşet ve soykırım karşısında; Avrupası, Asya’sı ve işbirlikçi İslam Coğrafyası nasıl suskunkalınmış ise; 73 yıldan beri Kızıl Çin tarafından genelde Doğu Türkistanlı Uygur Türklerine özelde ise 1990 yılında Barın halkına gerçekleştirilen  vahşet ve soykırıma da suskun kalınmıştır.

28 Şubat 2026 günü uluslararası hukuk yok sayılarak ABD ve Siyonist İsrail’in terörist saldırılarına maruz kalan; 36 günden beri devam eden 180’i ilkokul kız öğrencisi olmak üzere, üst düzey komutan ve devlet adamlarının binlerce halkın öldürülmesine maruz kalan İran ve Lübnan’ ın durumları da Gazze’den ve D. Türkistan’ın durumundan farklı değildir. Bundan sonra işgal edilecek İslam ülkelerinin durumları da bundan farklı olmayacaktır. Çünkü sözde İslam ülkelerinin liderleri; düşmanlarının safında yer almayı kardeşlerinin yanında yer almaya tercih etmişlerdir.

Bugün dünyanın birçok bölgesinde ve özellikle İslamcoğrafyalarında; savaş, işgal veya başka sebeplerle zulme maruz kalan milletlerin varlığı bir gerçektir.  Ancak Doğu Türkistan’ın Özerk Uygur bölgesinde farklı bir zulüm örneği yaşanmaktadır. Bölgenin dünya ile iletişimi koparılarak, bölge halkı kapalı devre bir Çin işkencesine tabi tutulmaktadır. “BM Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Komisyonu” tarafından hazırlanan rapora göre Özerk Uygur Bölgesinin dev bir gözetim kampına dönüştürüldüğü açıkça ifade edilmesine rağmen; ne yazık ki BM ve Uluslararası kuruluşlar tarafından Çin’in sürdürdüğü insanlık dışı soykırım politikalarını engelleyecek bir adım atılmamaktadır.

7 Ekim’den bu yana Siyonist İsrail tarafından Gazze’de sürdürülen ve 10 Ekim 2025 antlaşmasına rağmen güncelliğinikoruyan soykırım karşısında unutturulmaya çalışılsa da Kızıl Çin’in   Uygur Türkleri ne karşı acımasız soykırımı halen sürdürülmektedir. Uygur Türklerine uygulanan katliam, zulüm ve işkenceler BM soykırımı tanımına uygunluk arz ettiği halde ancak, BM’nin 3. Komitesinin 18 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirdiği oturumunda, aralarında tek Müslüman ülke olan Arnavutluk dahil 51 ülke tarafından imzalanan bir mektupla Çin’in Doğu Türkistan’daki soykırım politikalarını ve insan hakları ihlallerini durdurma ve kınama çağrısı yapılabilmiştir.

Son zamanlarda dünya konjonktürü de dikkate alınarak, Almanya, ABD, İngiltere ve Fransa, Haiti, Monako ve Honduras’ın da aralarında da bulunduğu 39 ülke, toplama kamplarında zorla tutulan 3 Milyon Müslüman Uygur Türkünün serbest bırakılması konusunda çaba sarf ederken, Türki Cumhuriyetlerinin, İslam ülkelerinin ve İslam İş birliği Teşkilatının Çin ile siyasi ve ticari çıkarları bahane edilerek, milyonlarca insanın katledilmesine, zulüm ve işkence görmesine göz yumulması utanç verici bir realite olarak karşımızda durmaktadır.

2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır insanlık suçlarının işlendiği ve 3 Milyon Uygur Türkünün zorla tutulduğu toplama kampları, Çin halk Cumhuriyeti tarafından dış dünyaya “Aşırı ırkçılığı ortadan kaldırma, yeni beceriler kazandırma ve mesleki eğitim kampları olarak tanıtılmaktadır. İnsanca ve özgürce yaşamaktan başka hiçbir arzusu olmayan bu mazlum milletin verdiği bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi de Kızıl Çin tarafından terörist bir eylem olarak tanımlanmaktadır.

Çin zulmü sebebiyle ülkelerini terk etmek zorunda kalıp başka ülkelere sığınan ve kendi yakınlarından haber alamayan Uygur Türklerinin; kendi soydaşlarının çektiği sıkıntıları dile getirmek, için gösterdikleri gayretler de Çin ile imzalanan;“suçluların iadesi antlaşması” veya Çin’in diplomatik kuşatmasının etkisi yüzünden ne yazık ki bulundukları ülke yönetimleri tarafından terörist faaliyet olarak değerlendirilmektedir.

Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında 13 Mayıs 2017 tarihinde Pekin’de imzalanan; 22 Maddeden oluşan; 3.Maddesinde, iadesi talep edilen kişiye sığınma hakkı tanınması halinde talebin reddedileceği ifade edilen anlaşama Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Konseyi tarafından 26 Aralık 20 tarihinde onaylanmıştır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığınca, mezkûr Anlaşma ’nın Anayasa’nın 90. Maddesine uygunluğunun TBMM’ne bildirimi üzerine, onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi 26 Nisan 2019’da TBMM’ye sunulmuş fakat henüz TBMM’since görüşülüp karara bağlanmamıştır. 

Her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti anlaşmanın “Uygur Türklerini kapsamadığını ifade etmiş olsa da Mezkûr anlaşma maddelerinin içinde Uygur Türklerinin kapsam dışı bırakıldığına dair bir madde de bulunmamaktadır.   Zaten Çin ileTürkiye arasında imzalanan suçluların iadesi anlaşmasının ana konusu Çin açısından ülkemize sığınan Uygur Türkleridir. Türkiye’de siyasi suçlu olup Çin’e sığınan bir kişinin olup olmadığı da bizce meçhul bir durumdur. Ancak Türkiye’de yaklaşık 50 bin kadar Uygur Türkü bulunmakta olup, bunlar arasında Türk vatandaşlığına geçenler ve ikamet hakkı elde edenler olduğu gibi özellikle 2000 yılından sonra Türkiye’ye sığınıp hala vatandaş olamayan ve ikamet hakkı alamayan Uygur Türkleri de bulunmaktadır. Bunlar Çin’in baskısından dolayı zaman, zaman evlerinden alınıp karakollara götürülüp hesaba çekilmektedir.

Doğu Türkistan’da yaşayan 35 milyon soydaşımız ve dindaşımız; özellikle 11 Eylül 2001 yılından sonra küresel güçler tarafında dünya çapında başlatılan “terörizme karşı güç oluşturma” furyası da bahane edilerek, Çin Uygur Türkleri üzerindeki baskısını giderek artırmakta, “Eğitim Kampı” adı verilen ancak gerçekte işkence ile cezalandırma ve asimile kamplıları olan yerlerde 3 Milyon civarında Uygur Türkü halen işkenceye altında bulunmaktadır.

D. Türkistan’ın özerk Uygur bölgesine halen nüfus planlaması adı altında bölgeye Çinliler yerleştirilmekte, erkekler iğne ile kısırlaştırılmakta, kadınlar zorunlu kürtaja ve doğum kontrolüne tabi tutulmakta; bebekler daha ana karnında iken katledilmektedir. Kürtaj ve doğum kontrolüne karşı çıkan; plan dışı doğum yapan kadınlar ailelerinden koparılarak, zorla cinsel istismara tabi tutulmaktadır.

Aileleri toplama kampına alınan çocuklar ise, yatılı okul ve yetimhane görünümlü çocuk kamplarında beyinleri yıkanarak birer Çinli gibi yetiştirilmekte, toplama kamplarına alınan erkeklerin evlerine ise Çinli memurlar yerleştirilerek mahremiyet ayaklar altına alınmaktadır. İnsanca yaşamayı talep eden bağımsızlık yanlısı aydınlar ve sivil toplum önderleri keyfi bir şekilde idam edilmektedir. Müslüman gençler potansiyel suçlu görülmekte; namaz kılan, oruç tutan ve toplu ibadet edenler cezalandırılmaktadır.

             Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz böylesine yalnızlık içerisinde Çin zulmüne karşı onur mücadelesi verirken, yine bir avuç Gazze’li Mücahitler 7 düvelin destek verdiği İsrail’e karşı var ya da yok olma savaşı içindeyken D. Türkistan’ın ve Gazze’nin yanında olamadığımız gibi, üstüne üstlük Çin mallarını tüketerek ve Siyonist İsrail’e ile ticari, siyasi,  askeri ve diplomatik ilişkiler sürdürülerek  dindaşlarımıza ve soydaşlarımıza sıkılan kurşunların ve üzerlerine atılan bombaların  maliyetleri bizlere ödettirilmektedir.  

Filistin’de ve D. Türkistan’da, İran’da özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde can veren şehitlerimizi rahmetle anıyorum. İşgalci güçleri ve işbirlikçilerini lanetliyorum 6.4.2026

                                                         Mustafa KIR


© Maarifin Sesi