menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Talim ve Terbiye Dairesi 100 Yaşında

7 0
10.04.2026

-Ne idi, ne oldu, bundan sonra ne olacak-

Talim ve Terbiye Dairesinin kuruluşunun üzerinden tam yüz yıl geçti. (3 Nisan 1926). İlk önceleri Tercüme ve TedkikHeyeti azaları marifetiyle yürütülen talim ve tedris işleri bu tarihten sonra talim ve terbiye dairesinin uhdesine verildi. 

Başlangıçta sadece ilmî heyet değildi. Karar alma ve icrada Bakanlık kadar etkili bir daire idi. O kadar ki CelaleddinÖktem, imam hatip okullarının açılış kararını imza içinDaire’ye gittiğinde Maarif Vekili Tevfik İleri’nin emriolmasına rağmen, memur (reis veya üye değil sadece memur) bu okulların kanunlara, laikliğe, Anayasa’ya aykırı olduğunu gerekçe göstererek imzalamamıştır. Celal Hoca, Menderes’in ayarladığı bir evde Menderes’in oğullarına Kur’an ve dinî bilgiler öğrettiği için Başbakan Menderes ona ayrı bir kıymet verip hürmet ederdi. Bakanı Tevfik İleri’yi dinlemeyen memuru imzaya mecbur bırakmak için bir senaryo hazırlar. Buna göre Tevfik İleri, Talim ve Terbiye Dairesine gider. Birkaç dakika sonra Menderes de Daire’yi basar. İleri’ye : “Sayın Vekilim ne zamandır seni ararım nerelerdesin, burda ne işin var?” diye sorguya çeker. İleri de “Efendim imam hatip okullarının açılışı ile ilgili karar yazısı var onu imzadan çıkarmak için çalışıyorum” cevabını verir. Başbakan Menderes memura “Haydi imzalayıp ver de Bakanla işimiz var” der. Memur, Başbakan Menderes’e anayasa, kanun ve laiklik dersi verir ve imzalayamayacağını söyler. Başbakan Menderes, “Sorumluluk bana ait, Başbakan emretti ben de imzaladım” dersin diye çıkışırsa da memur yazılı emir ister. Bunun üzerine Başbakan Menderes “Yaz, Başbakan Menderes’in ekteki yazılı ve imzalı emri ile imzalanmıştır” şeklinde tutanak tut, imzalayacağım” deyince memur bir kaçış yolu bulamaz. Açılış emrini imzalar.

Talim ve Terbiye Dairesi bu gücünü olağanüstü zamanlarda hep hissettirmiştir. Müfredatı yapmış, ders kitaplarını yazmış ve sahada işleyişi kontrol etmiştir. 27 Mayıs 60 darbesinden 12 Mart 71’e, 12 Eylül 80 darbesinden 28 Şubat 97 sürecinekadar  bütün olağanüstü zamanlarda Milli Eğitim Bakanlığının en kullanışlı birimi bu daire olmuştur. Dersler ve muhteva bir manivela olmuş, bakanlık daireyi sütre olarak kullanmıştır. Sütre gerisinde askeri zihniyet ve onun siyasi uzantısı partiler vardır. Davul Talim ve Terbiye Dairesinde tokmak başkasının elindedir. Dairenin özerk, ilmî kararlarla hareket ettiği dönem harf inkılabı öncesidir. Bu dönemde iki kez ilmî, tarihî, kültürel gerekçelerle harf inkılabına karşı çıkmış, matematik, fizik formüllerinin bile Latin alfabesinden alınmasını Türk yazısına hakaret kabul etmiştir. 

Ancak 28’de harf inkılabına karar verilince; M. Kemal ve Latin alfabesi güzellemesini yine aynı daire yapar, malzemeleri hazırlar, dağıtır ve uygulamayı üstlenir. Bu da gösteriyor ki bu ülkede üniversite, milli eğitim, kültür kurumları objektif kriterlere uymaya, ilmi, dini. tarihi kendi gerçeği ile aktarmaya yatkın yetkililere sahiptir ancak siyasi otorite bu disiplinleri kendi çıkarı doğrultusunda kullanmak istediğinde makam, mevki, riyaset uğruna bu değerleri onlara peşkeş çekecek kişileri her zaman hazır bulmuştur. Bunun gerisinde sadece menfaat yoktur tabii ki. Insanların gözünü korkutan ceza sistemi de etkili olmuştur.

30’lu yıllarda okutulan materyalist, İslam’a ve Hz Peygambere hakaret içeren Tarih ve Fen Bilimler bu dairenin onayından geçmiştir. Emin Oktay’lar her zaman her branştan bol miktarda vardır ve bulunmuştur bu ülkede. 

Öğretmen ve öğrencilerin hangi kitapları okuyacağını Tebliğler Dergisi ile resmiyete bağlamış ve kendine göre kütüphane kurmuştur. Zihinlere bu kitaplar vasıtasıyla hükmetmiş ve klasik eserlerin niteliğini Kemalist zihniyete uygunlukla ölçmüştür. Bu cümleden en son adımını 100 Temel Eser ile atmış fakat yapılan tartışmalara  katılmadan bu kararı geri almıştır. Artık Talim ve Terbiye Kurulu hiçbir eser tavsiye etmiyor. Hatta kuruluş görevini de icrai birimlere bırakmış bulunuyor. Müfredat hazırlamıyor, ders kitabı yazmıyor. Her şey olup bittikten sonra önüne geleni inceliyor ve sonuca bağlıyor.

28 Şubat sürecinde öğretmenlerin denklikleri iptal edilerek diploma anarşisi  bu daire eliyle çıkarılmıştır. 

Atatürkçülük konuları bütün derslere olur olmaz irtibatlarla müfredata bu daire eliyle dahil edilmiştir. 

Öyle ki Talim ve Terbiye Dairesinden aynı konuda birkaç farklı karar çıkartabilirsiniz, sabah onaydan  geçen bir kararı öğleden sonra geri aldırabilirsiniz. Bütün bunlar dairenin danışma ve bilim kurulu olmadığının göstergesidir. Dairenin baskın fonksiyonu bürokratiktir. Görev verilir o da yerine getirir.

Kararların geçerliliği bakan onayına bağlı olduğu için daire daha çok bürokratik bir aygıt hükmündedir. Kurul Üyesinin seçimi başlangıçta branşındaki yetkinliğe göre idi. Bu kural da zamanla aşındırılmış, üniversite mezunu olmak yeterli görülmüş ve eğitimle ilgili olmayan kişiler başkan, üye olarak atanmıştır.  

Artık 100 yıl öncesinin hatta Ak Parti öncesinin Talim ve Terbiye Dairesi yok. Hem kadrosundaki yeterlilik, ilmî nosyon hem etkililik bakımından çok gerilerde seyrediyor. O kadar ki kendisi de Kurul Başkanlığı yapmış bir bakan, “Bu Kurulu uzmanlarla da yürütebilirim” demiş, diyebilmiştir.

Ömer Dinçer’den önce azcık bağımsız olan daire, KHK ile bilimsel danışma kurulu olarak tarif edilmiştir. Buradaki danışma, Bakanlığın karar verdiği konuları eğitim sistemine nasıl adapte ederiz danışmasıdır. Yoksa bilimsel mi gerçekçi mi arayışı değildir. Bakan ve onun yetkilendirildiği bakan yardımcısı karar verir, kurul kabul eder.

Karara katılmayan Kurul Üyesi şerh koyabilir. FakatŞerh, sonucu değiştirmez bazen Şerhi yazan değiştirilir.

Dairenin diğer bir işi Şûra çalışmalarını yürütmektir. 

Milli Eğitim Şûrası çalışmalarını yürüten daire olmakla birlikte alınan kararların yürütülmesinde bir sorumluluğu yoktur, Şûra kararları da Bakan onayına bağlıdır. Milli Eğitim Şûraları hakkında ayrıca yazmak gerek. Fakat şu kadarını söyleyeyim. Şûralar önceden verilmiş kararların onaylanmasına ve bu onayın paydaşlar üzerinden meşru neşrine hizmet eder. İlk şûra böyle idi hep böyle kalmıştır. 

Eğitimle ilgili hemen bütün kesimler, kişiler, kurumlar gelir, konuşur, teklif ve tenkit getirir, sonunda Bakanlığın görüşü, politikası onaylanır. Onaylanan Şûra Kararları daBakanlığın uygulamalarında zaten var olduğu için ayrıca bir şey gerektirmez. 

Üç dönem Milli Eğitim Şûrasına katılmış bir üye olarak kayda geçirmek istiyorum. Milli Eğitim Şûraları artık işlevini tamamen yitirmiştir. Bu aygıtı olsa olsa bundan sonraki olağanüstü kurumlar kullanır, ancak onların işine yarar. O da kapalı kapılar ardında alınan kararları meşru hale getirmeye vasıta olmaktır. Bundan dolayı Sayın Nabi Avcı’nın teklifi ile bu geleneğe nokta konulmalıdır. Nabi Avcı Bey son Şûra’da “Bir de Şûraların Şûrası yapalım, bu zamana kadar yapılan Şûraları masaya yatıralım” demişti. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Müfredatı bile Şûrasızkabul edildiğine göre bundan sonraki işlevi yine kağıt üzerinde kalacak demektir. En iyisi o masraflara girmemektir. 

Kağıt üzerinde ve insanların zihnindeki ağırlığı ile gerçek işlevi arasında büyük bir açı farkı olan çok az kurum vardır. TTKB bunlardandır. Bakanlık ve icra birimleri de bu özgül ağırlıktan faydalanır.  Genellikle sorumluluğu üzerinden atmak isteyenlerin bahanesidir. TTKB böyle istiyor, onlar onayladı denir. Hatta bir Bakan bile bu gerekçeye sığınmış  TTKB’yi aşamıyorum demişti. Oysa Bakan’ın böyle bir engellenmesi söz konusu bile olamaz. 

100 yıllık tarihinde onlarca başkan ve yüzlerce kurul üyesi görev yapmasına rağmen hiçbiri hatıralarını yazmadı. Oysa bu yüz yıllık birikim nereden nereye geldiğimizi göstermesi bakımından Cumhuriyet Tarihi kadar önemli idi. Parça parça anekdot anlatıp geçmişler. Onlar da kendilerini övmüş. Oysa olağanüstü zamanların Talim ve Terbiye Dairesinin rolünü bilmek üniversitelerin, Milli Eğitim Bakanlığının ve hükumetlerinin hakkı idi. Göreceksiniz eğer Bakanlık ve Başkanlık 100. Yıl etkinliği ve yayın yaparsa birçok şeyi tekrar ve özet bulacaksınız. Orijinal bir bilgi ve açılım olmayacak. Bu konuda başka bakanlıklar da dahil olmak üzere Ak Parti döneminin MEB personeline cesaret vermek için Talim ve Terbiye Kurulundan Hatıralarım kitabını neşrettim. 

Türkiye Cumhuriyeti kurumsal muhafazakâr bir devlettir. Osmanlı’dan devraldığı kurumların bazısı hâlâ hayatiyetini sürdürüyor. Talim ve Terbiye Dairesi 100 yılı devirdiğine göre Tarih olmuş demektir. Bu dairenin Tarih’i biraz da Cumhuriyet dönemi eğitiminin tarihidir. Bakalım 100. Yılda Daire’ye ait yeni bir şey duyacak ve okuyacak mıyız?


© Maarifin Sesi