Güzel Bir Dosttu: Burhan Abiş
Arefe günü şen şakrakken; Bayramın ilk günü kefen giymek kime yaraşır ? Kendisi uçmağa uçup , etrafını gama boğmak kime nasip olur? Kime olacak? Tabii ki, Burhan Abiş’e! O, kibar mı kibar, nazik mi nazik, iyilik meleği bir adam idi. O, hayattaki ağalığını ölümünde de gösterdi. Muş’tan aziz dost Kazım Ataoğlu’nun Bingöl’deki taziyesinden Ankara’ya dönerken; Gölcük’ten dostum, vefalı Seyfettin Öztürk arıyordu : “Abi, haberin oldu mu, Burhan Abiş abi vefat etti? Cenazesi bugün kalkacak! “ dedi. Bayramın ikinci günü Burhan Abiş vefat haberin Muş’ta ulaştı bize. Ateş düştü içimize. Bingöl dağlarına tevdi ettiğimiz Kazım Ataoğlu‘na mı yanayım, yoksa Marmara Denizi kadar engin , hoşgörü yürekli Burhan Abiş’e mı yanayım? Yüreğim çifte kavruldu bugün, çifte! Burhan Abiş, bu nasıl iş? Ölümle hiç böyle şaka olur mu? Onunla tanışmamız şaka gibi idi , ayrılığımız da şaka gibi oldu! O’ nu ben Urfa Belediye Başkanıyken seçim çalışmalarına katkıda bulunmak için geldiğim Ulaşlı’da tanıdım. Burhan Abiş, dal gibi bir boy, beyaz bir ten vücuduyla mütenasip saçları güzel taranmış bir kafa ve ince kaytan bıyıklarıyla tam bir Gürcü delikanlısı idi. Burhan Abiş ‘in babası iyi bir marangoz ve beldesinde sevilen bir insan olduğunu daha Diyarbakır havaalanından İstanbul’a uçarken yanımda oturan ufak tefek birinden öğrendim. Suudi Arabistan’da işçi olarak çalışıp izne gelen hemşiresi Fatıştoların Sami isimli biri idi. Aylardan Ramazandı. Ben oruçluydum. Cığara başıma vurmuştu. O zamanlar uçaklarda sigara içiliyordu. Bizi uçağa geç aldılar. Beklemekten çok sıkılmıştım. Uçak pisten kalkınca yanımdaki eline hemen sigarasını aldı. Çakmağı yakacakken; ellerinden yakaladım. Adam şaşırdı. “Ben seferiyim!’’ dedi. Güldüm. Neden içiyorsun demiyorum? Çok az vakit kaldı iftara. Seninle iftarı sigara ile birlikte açalım! “ dedim sessizce. O sordu :” Sen ne iş yapıyorsun?’’ dedi. Ben de muziplik olsun diye: “Çöpçülük yapıyorum!” dedim. Şaşırma sırası ona gelmişti. Bu sıcakta takım elbise, boynunda kravat ve genç bir adam nasıl olurda çöpçü olurdu? Adam bu sözüme bir mana veremedi. “Hayır sen çöpçü olamazsın! “ dedi kızaraktan. Ben güldüm. “Üstelik kanalizasyonları da temizliyorum “ dedim tebessümle. Onun hayreti daha da artmışken o ara hostes hanım geldi. “Ben de orucum. İftarı Sivas üzerinden açacağız!’’ dedi. Daha fazla genç adamı merakta bırakmadan : “Ben, Urfa Belediye Başkanıyım.” dedim. O: ”Sen İbrahim Halil Çelik abisin!” dedi sevinçle. Kendini tanıtmıştı o zaman. Seçim için gittiğimi anlatınca o da seçimi Burhan Abiş alır demişti. Kendisi ve ailesi Doğruyol partili olmalarına rağmen. Kocaeli benim öğretmenlik yaptığım il idi. Orayı iyi tanıyordum. Ahmet Tekdal, Refah Partisi Genel Başkanımızdı. Erbakan Hocam yasaklı idi diğer siyasi liderler gibi. 12 Eylül Faşist Darbesinin üniformalı uşaklarının yurtta hala boruları ötüyordü. Anayasa onların emrindeki siyah cübbelilerin yaptığı bir Anayasa idi. Ülkedeki korku havası daha tam geçmemişti bu siyasi çalışmalarımız sırasında. Beşli çetenin hala iktidarda olduğu günlerdi. 12 Eylül’ün gölgesi hala ülkenin üzerinde seyalan ediyordu, Özal’ın iktidarına rağmen. Özal ki, onun ufku insanları çok şaşırtan bir vüsatta idi. O Türkiye için böyle kaotik bir dönemde büyük bir şans idi. Çaplı bir siyasetçi idi Turgut Özal. Erken gönderdiler öte aleme, Onu zehirleyerek. Bu muamma mutlaka çözülmeli . Malatya’nın bu yiğit insanını kurban ettikleri mutlaka gün yüzüne çıkarılmalıdır. Bu suikast araştırmalıdır, yeniden tüm cümle alem önünde. Benim 1969 yılında, seneler evvel Öğretmenlik yaptığım İzmit’in Merkez ilçe Deretepe Köyüne gidecektik heyetçe . Ben Urfa’dan Refah Partisinin İzmit’te yeni ihdas edilmiş Belde Belediyelerine seçilecek Başkan adaylarılarını desteklemek ve siyasi faaliyetlerinde takviye maksadıyla mitingler yapmak için gelmiştim. İzmit’te Anavatan İktidarının yeni ihdas ettiği Döngel, Ulaşlı ve Halıdere Beldelerinde; 1 Haziran 1986 da Belediye Başkanı seçimleri yapılacaktı. Bu seçim çok önemli idi bizim için. İzmit, Milli Görüşün önemli merkezlerinden biri idi. Bu Beldelerin seçimleri daha da çok çok önemli idi bizim için. Siyasi yasaklı olmasına rağmen Erbakan Hocanın milli davası sahipsiz değildi. Onun gönüllü sevenleri vardı. Biz; bu üç Beldeden en az iki Beldeyi almalıydık. Bu seçimi kazanmakla Refah Partisinin sesini Türkiyenin semalarında yeniden yankılandıracaktık. 1986 yılının Haziran’ı, Ramazandı. Urfa susuzluktan kıvranırken burada olmam beni çok üzüyordu. Ama emir demiri keserdi bizim dava anlayışımızda. Genel Başkanımız emretmişse; yapılacak şey ona uymaktı. İşte bizde bu emre uymuş ve gelmiştik İzmit’e. Ancak Belediye ekibim beni aratmayacak bir gayretin içinde idiler, Urfa’da . Gönlüm hep Urfa’da olsa da ekibimin üstün gayreti beni biraz rahatlatıyordu bu siyasi çalışmalarımda. Asıl olan şimdi bu geldiğimiz ‘gazadan’ eli boş dönmemekti. Siyasi zaferle bu iş bitmeli idi İzmit’teki seçimlerde. Üçte ikisini almalı idik. Seçim çalışmalarını yapacağımız Döngel Beldesi mukimlerine davayı anlatmak için bu Ramazan günü vakit henüz erkendi. Gündüz fabrikalarda çalışan işçilerin çoğu ancak ikindiden sonra Döngel de gelebiliyorlardı bir araya. Akşam üstü ise, iftar ve teravihden sonda da sahura kadar parti çalışmalarını yapabiliyorduk onların arasında. Müthiş bir gayret vardı yardıma gelen tüm partili dostlarda ve Beldenin seçmenlerinde. Biz doğrusu onların bu samimiyetlerinden daha çok enerji alıyorduk. Ramazanın bereketi seçimlerde görüleceğe benziyordu bu Beldelerde. Her tarafta maneviyatın buhuru kokuyordu Beldelerin sokaklarında. Mahyaların ışıkları ise, minarelerin arasında bizlere göz kırpıyordu. Gecenin bu ışıklı hareketliliği gündüzün pek yoktu bu Beldelerde. İşte bizlerde gündüzümüzü iyi değerlendirmek için o gün; İstanbul Refah il Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İzmit Refah il Başkanı Osman Pepe, Belediye Başkan adayları ve diğer dostlarla topluca gittik seneler evvel İlkokul Öğretmenliği yaptığım Deretepe Köyüne. 1969 yılında o gün dokuz yaşında okuttuğum öğrencim, bugün elinden tutuğu bebesiyle beni görünce haykırdı birden bire : “ Kör dünyanın göbeğine / Hak Yol İslam yazacağız / Kuşların göz bebeğine / Hak Yol İslam yazacağız/ Yola ağaca pınara / Esen yele yağan kara/ Yağmur yüklü bulutlara / Hak Yol İslam yazacağız/ Koç burcuna yay burcuna / Bebeklerin avucuna / Minarelerin ucuna /Hak Yol İslam yazacağız/ Bucak bucak köşe köşe/Kara taşa kor ateşe / Yıldıza aya güneşe/ Hak Yol İslam yazacağız/ Askerlerin miğferine / Kağnıların tekerine / Budanın tunç heykeline / Hak Yol İslam yazacağız /Masonların locasına / Türkün Anayasasına / Faşistlerin kafasına /Hak Yol İslam yazacağız” diye Abdurrahim Karakoç’un yazdığı muhteşem o marşı sesli okuyarak bizi karşıladı. Doğrusu ben mest olmuştum öğrencimin bu yaptığına. Öğrencim ellinden tutuğu bebesini, benim kucağıma verirken; bir yandan da ellerimden öpüyordu ha bire! Ve: “ Köyümüze siz ve tüm misafirleriniz hoş geldiniz sevgili hocam! Hoş geldiniz seneler sonra köyümüze!.” demişti gözlerinin içi gülerek. İzmit Refah Partisi il Başkanı Osman Pepe’yi görenler ve beni tanıyanlar hemen toplandılar etrafımıza. Recep Tayyip Erdoğan’ı tanıyanlar da olmuştu bizim köyde. Benim Urfa Belediye Başkan olduğumu zaten biliyorlardı. Çünkü ben ilişkimi kesmemiştim bu köylülerle ta Halk Eğitimi Başkanlığım beri. Hatta kendilerine de bir pay da çıkarıyorlardı bu zeki köylülerimiz: “ Bizim köyün öğretmeni, Urfa’da Reis olmuş diye! “ bununla tafra satıyorlardı çevredeki köylülere. Köylüler kadınlı, erkekli toplandılar köy meydanına. Çok memnun olmuşlardı bu gelişimize. İftar için bizlerin misafirleri olarak kalmamıza çok ısrar ettiler. Ama bizim Döngel Beldesin de proğramımız vardı. Onlarla biraz muhabbet edip, her üç Beldelerdeki akrabalarına uğrayıp Refaha rey vermelerini sağlamak için sıkı sıkı tembihledikten sonra hatır isteyip ayrıldık aralarından. Gözlerindeki sevinç yüzlerinden okunuyordu bu vefalı köylülerin. Seneler sonra Köyün çocuklarıyla dersten çıkınca hep birlikte Sepetçi Köyüne gidişimizi hatırladım birden. Ne günlerdi o günler, ne günlerdi? Refah Partisi İstanbul il Başkanı Recep Tayyip Erdoğan: “ Abi , öğretmenliği niye bıraktınız ? Öğretmenlik müthiş bir olgu! Seneler geçmiş olduğunu halde ektiğinizi bugün biçiyorsunuz, ne güzel ?“ dedi bu muhteşem tablo karşısında. Recep Tayyip Erdoğan’da şiir okumayı çok severdi. Bu “Hak Yol İslam” marşına her İslamcı genç gibi o da hayrandı. Marş büyülemişti bizleri. Ben: “ Dün bu öğrencilerle uğraşırken; bugün ise , daha kapsamlısını yapıyorum Aziz kardeşim! Dün bir köy idi muhatabımız, bugün ise muhatabımız; tüm vatan sathıdır. Dün sesimiz bir köyde yankı buluyordu; bugün ise yurdun tamamında yankılanıyor elhamdülillah ses bayrağımız!” dedim vakur bir sesle. Güldük hep birlikte bu olanlara. Hak verdiler hepsi bana. Arkamızdan sallanan eller arasında döndük Döngel Beldesine. Programımız İstanbul il Başkanı Recep Tayyib Erdoğan ile daha da şenlendi ve kalabalık coşmuştu o akşam bir kat daha. Kocaeli il Başkanımız Osman Pepe ‘nin, İzmit Valisi ile arası biraz limoni imiş meğer. Benim ise, Vali İhsan Dede ile Gaziantep vali yardımcılığından, Diyarbakır valiliğine ve şimdiki Kocaeli’deki görevine kadar iyi bir dostluğum vardı. Vali beyi mutlaka yarın ziyaret etmem gerekirdi. Gelişimi duyunca ona uğramamak olmazdı. Bu talebime Osman Pepe önce biraz ayak diretti. Yarın için randevu almasını ısrarla söyledim. O da randevunun yarın sabah olacağını söyledi. “Olur!” dedim. Alınmış randevuya tam saatinde gittim. Vali bey beni kapıda karşıladı. Kucaklaştık kendisiyle. Sohbet ettik eski günlerden. Dostum benim bu gelişime pek sevinmemişti her halı ile : “Reis , bu Ramazan ayında, Urfa susuzluktan kavrulurken senin buraya Refah Partisi için gelmen biraz hayal değil mi? Hepsini ANAP alacak. Kendini fazla yorma. Bak her yerde harıl harıl çalışılıyoruz o beldelerde!” demişti vali İhsan Dede. Çok gülmüştüm Vali beyin bu saflığına. Halk hizmeti ANAP’tan alacak ama reylerini de Refah Partisine verecekti. Görecektik halkın bu ferasetini. Çok az günümüz kalmıştı bunu ispatlamaya. İl Başkanım Osman Pepe neden kızdığını biraz anlattı bana. İyi ki Osman Pepe‘yı götürmemiştim o ziyarete. Vali İhsan Dede: “İftara gelemezsin, tamam! Ama kahve içmeye mutlaka gelmelisin iftardan sonra.” demişti ısrarla. Söz verdim ve kahve içmeye gittim Vali beye iftardan sonra. Kahve içerken konutunda Vali İhsan Dede beyden ricam ettim :“Beldelerde çalışan ekipleri çoğaltınız ve daha fazla mesai ile çalıştırınız onları. Beldelerdeki Yol, PTT ve Sağlıktaki eksiklikleri bir an önce bitirsinler . Çünkü seçimde bu üç Beldenin ikisini biz alacağız! Seçim sonrası ANAP’lı Milletvekilleri bu çalışmalara taş koyabilirler. “ dedim ve iddiaya girdik Vali İhsan Dede ile. “ Üçünü ANAP alacak!“ dedi Vali bey. Bense : “İkisini biz alacağız göreceksiniz. Hatta size zarar gelmesin diye birini ANAP’a bırakıyoruz!” dedim biraz ironi yaparak. Çok kızmıştı benim bu dediklerime sevgili dostum Vali İhsan Dede. İddiayı ben kazanmıştım. Yapılan seçimlerin sonunda Döngel Beldesinde Abdullah Çakmak ve Ulaşlı Beldesinde de Burhan Abiş , Belediye Başkanlıklarını Refah Partisinden kazandılar. Halıdere de ise, ANAPlı Reis Niyazi Çakır kazanmıştı. Bu seçim o gün tüm Türkiye’de ses getirmişti. Benim mütevazi , Karaköse’nin beyefendisi ve Türk siyasetin sesiz gücü Genel Başkanım Ahmet Tekdal bu başarıdan dolayı sevinçten havalara uçmuştu. Beni tebrik üstüne tebrik etmişti. Bizlerde Allah’a sonsuz Hamd u Senalarda bulunmuştuk bu zafer üstüne. Sussuz bir yazda ve üstelik bir Ramazan ayında Urfa’yı bırakıp Genel Başkanım Ahmet Tekdal’ın talimatıyla Kocaeli’deki Belediye seçimlerine iştirak ettiğim çalışmalardan aklımda kalan bazı kırıntılardır. O gün Urfa’nın susuzluğunda yanan yüreklerimiz aldığımız bu Başkanlıkların sevincinden içimiz sanki buzlu suya kavuşmuştu. Burhan Abiş’in o sabırlı hali hiç gitmiyor gözlerimin önünden. İyi ki tanımışım ve iyi ki onun seçilmesi için gitmişim Ulaşlı’ya. O ne güzel bir insandı Burhan Abiş. O, bir iyilik meleği idi. Hayırseverlikte üstüne yoktu. Nezaketin canlı bir örneği idi o. Ona her İstanbul’a giderken Gölcük’teki yerine uğrar geçmişten ve gelecekten konuşurduk. O da iflah olmaz bir nargile tiryakisi idi bencileyin. Demlenirdik marpuçların ucundan, fokurdardı şişedeki berrak su, dönerdi dumandan saman rengine. Gün vururdu onun o temiz beyaz yüzüne. Seyfettin Öztürk de ortak olurdu bu keyfimize. Ne günler idi ey Burhan Abiş seninle geçirdiğimiz günleri ne günlerdi?
