Modern Çağdaş Dünyada Savaş Ahlakı!
28 Şubat 2026 tarihinde patlak veren ABD/İsrail-İran savaşında İsrail sözcüsünün yaptığı açıklama çağdaş dünyanın savaş ahlakında geldiği noktayı göstermesi bakımından utanç verici: “Her türlü hareket meşru hedef sayılacaktır.” Yani hareket eden her şey ama her şey; bebek, çocuk, öğrenci, çiftçi, köylü, yaşlı, hasta, doktor, ambulans her ne varsa hareket ettiği takdirde vurulacaktır demek istiyor. Hatta buna rüzgar nedeniyle sallanan ağaçlar da dahil edilebilir.
Nitekim öyle de oldu. Savaşın ilk gününde İran’ın Minab kentindeki kız ilkokulunun vurulmasının başka nasıl izahı olabilir. Okul bahçesinde hareket eden minik öğrenciler, ABD/İsrail eşkıyasının meşru hedefi; çünkü okul bahçesinde oynuyorlar, dolayısıyla hareket ediyorlar. Yüksek teknoloji, otonom ve yapay zeka destekli uydulara sahibi ABD’nin yine en gelişmiş teknolojilere sahip savaş gemisinden ateşlenen Tomahawk füzesi, hareket eden 175 kız öğrenciyi vuruyor; hepsi bu.
ABD’nin şahsında, kökü zulüm, sömürge ve emperyalizme dayanan Batı’nın aynı zihniyete sahip olduğu artık gizlenmesi mümkün olmayan bir hakikat. Kurdukları zulüm ve sömürü düzenekleriyle dünyayı talan eden bu zihniyet, 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girdiğimiz aylarda kelimenin tam anlamıyla eşkıyalığa doludizgin devam ediyor. Dünyanın öbür ucundan, yaklaşık 11.000 km. öteden gelip aleme nizam vermeye çalışan ahlaksız bir eşkıya ile karşı karşıyayız.
Tehditte sınır tanımayan söylem ve eylemlerle, İran’da canlı cansız ne varsa yok eden; köprüleri, barajları, sivil yerleşim birimlerini, hastaneleri ve okulları bombalamakta hiçbir tereddüt göstermeyen ABD başkanı Trump’ın “İran’ı taş Devrine döndüreceğim” şeklindeki tehdidi ise dünya savaş tarihinde örneğine rastlanılmamış bir cinnet halinin somut göstergesi. Bu gözü dönmüş ve ne dediğini bilmez cinnet halinin “İran medeniyeti yok olacak” şeklindeki hezeyanı ise kibrin ve zalimliğin eriştiği noktayı göstermesi açısından dikkat çekmektedir.
Binlerce asırlık köklü bir medeniyetin akıbetinin akıl zembereği boşalmış bir zalimin iki dudağından çıkacak söze ipotek edilmesi insanlık adına utanç verici olduğu kadar aşağılayıcı bir durumdur. Bir medeniyetin yok olmasına ilişkin yetkiyi kendisinde gören bir meczuba karşı dünya devletlerinin ses çıkaramaması da tüm dünya adına kelimenin tam anlamıyla züldür. Görünen o ki; 21. Asrın modern dünyasında sözde insan hakları, hürriyet ve demokrasi söylemlerinin öncülüğünü yapan Batı dünyasının gerçek yüzü İran savaşıyla birlikte tamamen görünür hale gelmiştir. İslam dünyası hakkında söz söylemeye ise hacet yoktur.
Halbuki savaşın da bir ahlakı olduğunu tarihte yaşanan örneklerden biliyoruz. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) 630 yılında Mekke’nin fethi için İslam ordusunun başında intikal halindeyken yavrularını emziren bir anne köpeğe rastlayınca, hayvanların ürkmemesi ve ezilmemesi amacıyla ordunun güzergahını değiştirmesi ve askerlerden birini nöbetçi bırakarak ordu geçene kadar hayvanların zarar görmemesini sağlaması savaş halinde dahi sergilenmesi gereken tutum ve davranışa örnek teşkil etmektedir.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) gerçekleştirmiş olduğu savaşlarda sergilediği tutum ve davranışlar ile orduya verdiği talimatlarda kadına, çocuğa, yaşlıya dokunulmayacağını, elinde silah bulunmayıp aman dileyenlere ilişilmeyeceğini, hatta hayvanlara, bitkilere ve ağaçlara zarar verilmeyeceğini ilke olarak belirlemiş ve bu ilkelerin ihlal edilmesine de asla izin vermemiştir.
Gelişmeyi, ilerlemeyi ve çağdaşlığı Batı’da aramak yerine kendi kök değerlerimizde arayarak bu değerleri hayata geçirmek, aynı kültürü, aynı tarihi ve aynı coğrafyayı paylaşan milletler olarak güç birliği tesis ederek tüm insanlık âlemine rol model olacak ahlaki ilke ve esasları yaşatmak varken Batı’nın kuyruğuna takılan Müslüman toplumların bu zillet halinden kurtulması için aklını başına devşirmekten ve özüne dönmekten başka çıkar yol bulunmamaktadır.
