menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seferberlik Yıllarında Yozgatlı Mehmet Nuri Efendi’den Bir Zafer Niyazı

24 0
24.03.2026

Asırlarca, üç kıta yedi denizde akından akına at koşturup ter atan ulu cedlerin vârisleri, hiçbir gücün kahrına râm olmadı! Rükudışında eğilmedi! Eğebilen de çıkmadı! An geldi cephe cephedolaştı! İkrarında sadık olarak, yedi düvelin alayının üzerine geldiğine çok şahit oldu!  Ulu kocaların dilince tebellür eden cenk nağmeleriyle çoştu, derdini haldaş, aşkını yoldaş bildi… ve uğurlandı!

Cenk bu! Gayrete memurdu sadece! Sefer ebediyetedir! Bunu bildi, bunu söyledi! Plevne’de Moskof’un karşısında destanlar yazdı! Felek sillesini ağır vurmuş ne yazar! Ama o gün söylenen dilbesteler kulağında hep yankılandı! Vatanını Anadolu’dan ve Rumeli’den ibaret iki parça bildi hep! Tuna’nın bizim tarafta kalan kısmının şehid düşmesine öyle yandı ki! Söz sükût etti! Mânâveremedi bu yangına! Serdengeçtiler, ikbâl zamanlarının hasretiyle dağlandı! Akıncı türküleri dilinden düşmedi hiçbir zaman! Yetmiş bir kavme akın çıkaran atalarının yâdıyla, şahin yuvasını kargaların sarmasına içerledi!  

Ve öyle bir an geldi! Belâ sağanak hâlde yağdı adeta! Küre-i arzın daha bir benzerini görmediği Çanakkale’de, çehrelerin, lisanların, derilerin rengârenk oluşuna aldırmadan, bir iman kal’asıoldu küffar karşısında! Şehid oldu ama geçit vermedi! Zalimler, kanını döktüler, canını çok yaktılar! “Gençliğim eyvah!” deyip kendisine gün yüzü göstermeyen, umutlarını söndüren, hayallerini tüketen, tek dişi kalmış canavarlara âh okları ile bir sefer daha taarruz etti! Çok çile çekti! Gâh bir dağ ayazında, gâh bir çöl sıcağında kavruldu! Ne yaptılarsa tüketemediler! Düşmana geçit vermedi, gerisin geri gönderdi hepsini! Gün döndü nihayet! Altın güneş sırmalar saçtı ve dağlar çiçek açtı! Ocak umutları yurt yuva şeneltti!

Elbette ki onlar, Adn ve Firdevs’in ebedî bahtlılarıdır! Fakat bununla birlikte, o mübarek erlerin, geride boynu bükük bıraktıklarının çilelerine hangi kelâmın tasarrufu kâfi gelecek, hasretlerinin sızısına hangi hâzık tabip derman olacak! Nitekim burası sözün sükût ettiği yerdir!   

Boynu bükük bir yetimin, bağrı yanık bir ananın, derdini içine attığı için gözüne boz inmiş bir ulu kocanın imtihanı, dünya kurulalı sabır taliminde en başta adı yazılan her kim varsa cümlesini gıpta ettirecek cesamettedir. Bu nedenle geride kalanların müebbedmübtelâsı oldukları hüzünlerine mânâ verdikleri ağıtları, galiba o devrin yazılamamış destanı olarak sîneler yakmaya devam edecektir.

Büyük Milletimizin yaşadığı her yer bu hüzne aşinadır. Mübarek diyarlarımızda yaşananın aynısı Bozok Yaylası’nın dahi bildiğidir. İşte, bir Yozgatlı’dan o zor zamanlara ait bir nazlı niyaz: 

Aslen Yozgat’ın Büyükincirli Köyü’nden Mehmed Nuri Efendi, Bektaşîyye yolunun bendelerindendir. 

1863’de köyünde dünyaya gelen Mehmed Nuri Efendi, İbrahimoğullarından Ali Efendi’nin oğludur. Babası Ali Efendi’nin hususî ihtimamı ile yetiştirilen Mehmed Nuri Efendi, bilahireHuzûr-ı Pîr’de yetişmesi, edeb ve erkân talim etmesi ve aynı zamanda ilmini ikmâl için Hacı Bektaş’a göderilir. Hacı Bektaş Rüşdiyesi’nden mezun olur. Bir müddet daha Huzûr-ı Pîr’de sır dolu günler geçirir ve müsaade ile köyüne........

© Maarifin Sesi