menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seferberlik Yıllarında Yozgatlı Mehmet Nuri Efendi’den Bir Zafer Niyazı

2 0
tuesday

Asırlarca, üç kıta yedi denizde akından akına at koşturup ter atan ulu cedlerin vârisleri, hiçbir gücün kahrına râm olmadı! Rükudışında eğilmedi! Eğebilen de çıkmadı! An geldi cephe cephedolaştı! İkrarında sadık olarak, yedi düvelin alayının üzerine geldiğine çok şahit oldu!  Ulu kocaların dilince tebellür eden cenk nağmeleriyle çoştu, derdini haldaş, aşkını yoldaş bildi… ve uğurlandı!

Cenk bu! Gayrete memurdu sadece! Sefer ebediyetedir! Bunu bildi, bunu söyledi! Plevne’de Moskof’un karşısında destanlar yazdı! Felek sillesini ağır vurmuş ne yazar! Ama o gün söylenen dilbesteler kulağında hep yankılandı! Vatanını Anadolu’dan ve Rumeli’den ibaret iki parça bildi hep! Tuna’nın bizim tarafta kalan kısmının şehid düşmesine öyle yandı ki! Söz sükût etti! Mânâveremedi bu yangına! Serdengeçtiler, ikbâl zamanlarının hasretiyle dağlandı! Akıncı türküleri dilinden düşmedi hiçbir zaman! Yetmiş bir kavme akın çıkaran atalarının yâdıyla, şahin yuvasını kargaların sarmasına içerledi!  

Ve öyle bir an geldi! Belâ sağanak hâlde yağdı adeta! Küre-i arzın daha bir benzerini görmediği Çanakkale’de, çehrelerin, lisanların, derilerin rengârenk oluşuna aldırmadan, bir iman kal’asıoldu küffar karşısında! Şehid oldu ama geçit vermedi! Zalimler, kanını döktüler, canını çok yaktılar! “Gençliğim eyvah!” deyip kendisine gün yüzü göstermeyen, umutlarını söndüren, hayallerini tüketen, tek dişi kalmış canavarlara âh okları ile bir sefer daha taarruz etti! Çok çile çekti! Gâh bir dağ ayazında, gâh bir çöl sıcağında kavruldu! Ne yaptılarsa tüketemediler! Düşmana geçit vermedi, gerisin geri gönderdi hepsini! Gün döndü nihayet! Altın güneş sırmalar saçtı ve dağlar çiçek açtı! Ocak umutları yurt yuva şeneltti!

Elbette ki onlar, Adn ve Firdevs’in ebedî bahtlılarıdır! Fakat bununla birlikte, o mübarek erlerin, geride boynu bükük bıraktıklarının çilelerine hangi kelâmın tasarrufu kâfi gelecek, hasretlerinin sızısına hangi hâzık tabip derman olacak! Nitekim burası sözün sükût ettiği yerdir!   

Boynu bükük bir yetimin, bağrı yanık bir ananın, derdini içine attığı için gözüne boz inmiş bir ulu kocanın imtihanı, dünya kurulalı sabır taliminde en başta adı yazılan her kim varsa cümlesini gıpta ettirecek cesamettedir. Bu nedenle geride kalanların müebbedmübtelâsı oldukları hüzünlerine mânâ verdikleri ağıtları, galiba o devrin yazılamamış destanı olarak sîneler yakmaya devam edecektir.

Büyük Milletimizin yaşadığı her yer bu hüzne aşinadır. Mübarek diyarlarımızda yaşananın aynısı Bozok Yaylası’nın dahi bildiğidir. İşte, bir Yozgatlı’dan o zor zamanlara ait bir nazlı niyaz: 

Aslen Yozgat’ın Büyükincirli Köyü’nden Mehmed Nuri Efendi, Bektaşîyye yolunun bendelerindendir. 

1863’de köyünde dünyaya gelen Mehmed Nuri Efendi, İbrahimoğullarından Ali Efendi’nin oğludur. Babası Ali Efendi’nin hususî ihtimamı ile yetiştirilen Mehmed Nuri Efendi, bilahireHuzûr-ı Pîr’de yetişmesi, edeb ve erkân talim etmesi ve aynı zamanda ilmini ikmâl için Hacı Bektaş’a göderilir. Hacı Bektaş Rüşdiyesi’nden mezun olur. Bir müddet daha Huzûr-ı Pîr’de sır dolu günler geçirir ve müsaade ile köyüne döner. 

Büyükincirli Köyü’nde imam ve hatip olarak vazife yapmasının yanı sıra, tâliplere kitabî bir usûl ve erkân tarif eder. Köyünde ve civarında sevilir, hürmet görür. Çerağ uyandırır. Mehmed Nuri Efendi, 1922’de Hakk’a yürür. 

​Mehmed Nuri Efendi, zamanının önde gelen bir şairidir. Pek hoş şiirler söyler. Nazını niyazını manzumelerde dile getirir. Şiirlerinden ikisi var ki, milletimizin ateşle imtihan olunduğu bir vakitte söylenmesi bakımından daha bir mânâlı durmaktadır.

​Ulu kocalar, Cihan Harbi’nin el-amân niyazının gökkubbeyi tuttuğu günlerinde, 1916 tarihiyle notlandırılan bu manzumelerin makamla taçlandırıldığını hatırlıyorlar:      

Bunaldı mü’minler Kâdir Allah’ım

Erişdir zahmine sâhip-zamânı

Erdi âsumâne nâle vü âhım

Derûnî derdine eyle dermânı

Halîfe kıldığın Âdem hakkıçün

İsâ’ya verilen ol dem hakkıçün

Muhammed Mustafa hatem hakkıçün

Bu küflü zulmetten kurtar cihânı

Her taraftan hücûm etti kâfirler

Eyliyor İslâm’a zulüm vâfirler

Bize galip olmaktadır fâcirler

Medet nerde kaldın Hakk’ın Aslanı

Mü’minler Emîri Sahip-Zülfikâr

Gel yetiş imdâda kalmışız nâçâr

El-amân Vâsi-i Ahmed-i Muhtâr

Kır cümle kâfiri verme amânı

Egerçi biz bu zulme olduk müstehak

Ğafûru’r-Rahîm’sin Feyyâz-ı mutlak

Habîbin ümmetin lütfun ile bak

Kaldır üstümüzden nâr-ı sûzânı

Hatice Fâtıma ismeti hakkı

Enbiyâ evliyâ hücceti hakkı

İmâm-ı Hasan’ın gurbeti hakkı

Koyma bu girdapta eyle ihsânı

Kerbelâ’da şehid mazlum Hüseyn’in

Aşkına galip et Şâhım Hüseyn’in

Habîbine bahşı kıl ol Hüseyn’in

Gel ehl-i İslâm’a eyle amânı

Ali Zeynel Âbâ Bâkır u Câfer

Kıl bu kâfirlere bizi muzaffer

Nesîm-i nusretin mü’minlere fer       

Versin yâ Rab şâd et ehl-i imânı

Mûsâ-yı Kâzım’ın Ali Rızâ’nın  

Hürmet’hakkına nokta-yı âbânın

Dahi gurbet için Âl-i âbâ’nın

İlâhî kahreyle cümle düşmânı

Muhammed Takî’nin Ali Nakî’nin

Sevgisine bu rehberi yakînin

Halâs et şerrinden düşmân-ı dînin

Musallat eyleme bize düşmânı

Nerde kaldın ey Hasenü’l-Askerî

Kalmadı mü’minin tükendi feri

Aldı etrafımız İblis leşkeri

Pâyımar etmekte bunca insânı

Mürüvvet el-amân Şâh’ım dahîlek

Ya Muhammed Mehdî mâhım dahîlek

Kıl inâyet pâdişâhım dahîlek

Aslan et bu saat bir kahramânı

Kâfir ister hiç kalmaya adımız

Al bu zalimlerden bizim dâdımız

Ayaklar altında çok evlâdımız

Kalıptır kalmadı nâm-ı nişânı

Tanrı’nın aslanı Ali el-amân

Abdal Mûsâ Kızıl Deli el-amân

Hünkâr Hacı Bektaş Velî el-amân

Yetiştir bu demde ey kerem kânı

Çek teberin gelip Şâh-ı teberdâr

Eyle bu dünyayı kâfirlere dar

Yetiş ol hasretten milleti kurtar

Halâs eyle bunca sabi sübyânı

Muhammed ümmeti bîkes bırakma

Kâfirin tiğına bizleri yakma

Kusurumuz çoktur kusura bakma

Ehl-i Beyt aşkına bağışla ânı

Esirge bizleri yâ Rab firkatten

Reha yap bu işi dâr-ı zulmetten

Kamû mü’minleri kurtar gurbetten

Müyesser eyleyip âhir zamânı

Hep müznîb kulların etmekte feryâd

Feryâdına n’olur eylesen bir dâd

Ümidimiz sensin Allah kıl imdâd

Gönder kullarına kutb-ı zamânı

Geldi dergâhına ümitle Nûrî

Süleymân-ı cihânı reddetme mûri

İn’âm eyle kullarına sürûri

Çün kamû canların sensin cânânı

​Mehmed Nuri Efendi, dehşet zamanlarında niyazına devam etmiş, Ehl-i Beyt ve yolun büyüklerini vesile kılarak naz makamında dilbesteler söylemiştir: 

Kadir Mevlâ’m sana eyleriz niyaz 

Eyle İslâm ehlin mansur muzaffer

Muhammed hem Ali hürmeti için

Eyle İslâm ehlin mansur muzaffer

Yardımcımız olsun İmâm-ı Hasan

Onu sevenlerdir tuzaktan ahsen

Sessiz münâfığın kökünü kesen

Eyle İslâm ehlin mansur muzaffer

El-amân Hüseyin elden al bizi

Bülbül gibi dâim anarız sizi

Gittiler gazâya bu kadar kuzu

Eyle İslâm ehlin mansur muzaffer

Mahzun etme bizi Zeynelâbidîn

Al kılıcını ele ey Salâhaddîn  

Âsâyişte olsun cümle mü’minîn

Eyle İslâm ehlin mansur muzaffer

Muhammed Bâkır u Câfer hakkına 

Kâzım Mûsâ Rızâ server hakkına

Şah-ı Takî, Nakî, Asker hakkına

Eyle İslâm ehlin mansur muzaffer

Gel yetiş imdâda ey sâhib-zamân

Ma’lûb etme Müslüman’ı el-amân

Firkatinle hâlimiz olmasın yaman

Eyle İslâm ehlin mansur muzaffer

Nerde kaldın yetiş yâ Hacı Bektaş

Rûhânî himmetin eyle gel yoldaş

Eyler bendelerin kâfirle savaş

Eyle İslâm ehlin mansur muzaffer

Şâhım Abdal Mûsâ yâ Seyyid Ali 

Hacım Sultan sensin erenler kulu

Horasanlı pîrler ey Rûmî velî

Eyle İslâm ehlin mansur muzaffer

Hasan Dede Otman Baba erenler

Sultan Şucâeddin Niyazî Haydar

Himmetiniz versin muhîb bana fer

Eyle İslâm ehlin mansur muzaffer

Gerçi gurûrumuz bî–hatt-ı pâyân

Senin işin dâim eylemek ihsân

Af edip cürmümüz ey Ganî Yezdân

Eyle İslâm ehlin mansur muzaffer

Mahrûm etme Nûrî kulun sultânım

Eriştir vuslata ferd-i Deyyân’ım

Kabûl eyle duâmızı Sübhân’ım

Eyle İslâm ehlin mansur muzaffer

Bu duaya her dem amin tutulur, dünya durdukça!

Şurası hakikattir; arınmış ve kutsal gönüllü erlerin duaları ve daima cenge hazır aziz Mehmedlerin tuttuğu pusatları birer hayat iksiridir ve birbirini tamamlamaktadır. “Kendi gök kubbemiz” altında bu iki silah, bir var oluş şartnamesidir bizim için. Çünkü vatanın hür ufukları, ışığını bu irfan niyazlarından almaktadır!

Sînesi üryan, ciğeri püryan, meydân-ı şehâdette Allah yoluna revan serdar ve mücahidlerin ardınca daha ne söylenecek! Ötesine söz zaittir! Söylenecek olan ise sadece şu hakikattir: Gökkebbeninaltında, al kan içinde yatan ve bu topraklar için can veren o erler, o velî kullar, taş türbeye girmeden, gufrana bürünmüş bir safiyette yalınız Fatiha bekliyorlar! Hûûû…  

Kaynak. S. Burhanettin Kapusuzoğlu, “Seferberlik Mahşeri-Büyük Harpte Yozgat,” Ötüken Yayınları, İstanbul 2016.


© Maarifin Sesi