Hafıza, Kültürel Kimlik ve Yaşayan Gelenek Yahut Bayram Bilge Tokel
Soğluk seherinde esen yellere
Derin sızıları sakladı Bayram
Sürmeli sevdayı bizim ellere
Söyleyip usulca yokladı Bayram
Bozkırda sükûtu dedi dağlara
Gazel düştü mor sümbüllü bağlara
Şah Kartal’ın hüznü yeter çağlara
Gurbette hep sabır kokladı Bayram
Türk mûsıkîsi, sahih bir imanın dilbestesidir ve nefsanî süflîlik barınmayan bir hazine olarak ferahlandırma ameliyesidir. Hakikatleri güzel ses ve makam saltanatıyla ilân etme vasıtası olarak gönül tezgâhında işlenmiş ve incelmiş bir irfanî neşvenin tezyin ettiği ahengin adı olarak hayra istikâmetlendirilmiştir. Vakıa, gelenekli ince sanat yolunun üstatlarının dehasının aksettiği kıymetimiz olarak, her tavrı ile bu hâldedir ve bu da bir hayat tarzı olarak ufkumuzu kuşatmıştır.
Mûsıkîmiz, ondan anlamayanın bizden bir şey anlamadığı gümrah bir çağlayanı olarak nazlı bir sanat vasfı ile tebarüz etmiş “âh min el-aşk” mazmununa dair bir şerhtir. Bundandır ki, tedavi aracı olarak keşfedilen makamları ile insaniyetle taçlanmış olarak Gül Devri’nden rayihâlar takdim eden nağmelerdir. Şarkı, türkü, ilâhî, kaside, gazel ve fetih nağmelerimiz olan mehter, ahengin saltanatında bir karakterin yansımasıdır.
Bu meyanda bilhassa türkülere gönül düşürünce dile gelen de türkü tadında oluyor. Öyle ya nasıl olmasın ki! Mûsıkî harmanında milletimizin derûnunu aşikâre dillendirirken, ruh kökümüzün ilham ettiği bir ahenk olan türkülerimiz, üslûbun hâkimiyetinde muhteşem bir maziden tevarüs ettiğimiz nağmelerdeki geleneğin adıdır.
Türkülerimiz; “perişan gönlümüzü şen mâmur eden ve medh-i yâri söyleyen” cemâle aşina bir lisandır; daha mezun vermemiş sevda mektebinin tâlimidir. “Hamdım, piştim, yandım” fehvasınca muhabbetin, hasretin ve vuslatın gözyaşıyla sırılsıklam olmuş hâlinin ferahfezâ bir iklimde dile gelen içli gönül nağmesidir.
Türkülerimiz, hikmet ilmine dâhil olan şiirin letâfet, zarafet ve efsunkâr nağmelerle buluşmasıdır. Kutsal gönüllü erlerin terennümü olarak fânîye değil Bâkî’ye sevdalı gönüllerin ferman yazdıran muhabbetidir. Gönül gergefimizde nakış nakış işlenmiş bir ruh asaletinin tablosudur. Söz ve ses mimarlarımızın himmet eseri olarak uşşâkın aşkının tercümanıdır. Cennet-âsâ coğrafyamızı, kimliğimizi ve medeniyetimizi seslendiren şiiriyet ile makam münasebetinin insaniyetle taçlandığı; ümidimizin, vuslatımızın, tesellîmizin, coşkumuzun, yaşama sevincimizin ve ruh asaletimizden yansıyan güzelliklerin en samimi ifadesidir.
Türkülerimiz, yüreğimizde onulmaz yaralar açan ve her biri ayrı bir ıstırap olan acıların yanık bir yürek nağmesi olarak şahlanışıdır. Ayrılıklardan şikâyet eden neyin yahut sarı telin söylediği sırdır, duyulabilirse. Ayrı ayrı hikâyelerin, çileyle işlenmiş hayatların öz fakat müeddeb ifadeleridir. Beşikten mezara kadar uzanan koca bir hayatın özeti olarak sîneler yakan sevdaların dile geldiği nağmelerdir. Vatan kalbinin attığı her yere gidip de dönmeyen yiğitlere yakılan ağıtlardır. Gözü yaşlı, ak pürçekli anaların, yol gözleyen taze gelinlerin acıyı bal eyleyerek söyledikleri hüzünlü destanlardır.
Velhâsıl türkülerimiz, milletimizin hafızası, ruhunun sesi ve gönül medeniyetimizin asırlardan süzülüp gelen en sahih tercümanıdır.
İşte bu makamda, türkülerin has duruşuna ve geleneğe hürmette kusur etmeden yarınlara aktarılmasını teminde, gayreti, ciddiyeti, sadakat ve samimiyeti meslek eden bir kültürel kimlik muhafızına bakacağız…
Türk kültür tarihinin ses ve söz hafızasını taşıyan türkü, mûsıkî unsuru olmasının ötesinde toplumsal tecrübenin ve tarih şuurunun bir anlam haritasıdır. Bu sebeple türkü, medeniyetin estetik inşasının ve sürekliliğinin ehl-i dil eliyle nesilden nesile taşınan zarif bir tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Bu itibarla, bahsi geçen anlam haritasını okuyabilmek için Bayram Bilge Tokel’i bu geniş ve........
