Toplumun yeni kesimleri
Son yıllarda “ev genci” kavramını sıklıkla duyar olduk. Ne eğitimde ne istihdamda olan, çoğu zaman bir odanın içinde günlerini geçiren, dış dünyayla bağı giderek zayıflayan gençler… İstatistikler bu tabloyu sayılarla anlatıyor olabilir ama meselenin asıl ağırlığı rakamlarda değil, hayatların içinde.
Bu gençlerin hikayesi tek tip değil. Kimi üniversite mezunu ama iş bulamamış, kimi okulu yarıda bırakmış, kimi de ne yapacağını bilemediği için hayattan bir adım geri çekilmiş. Dışarıdan bakıldığında “çalışmıyor” veya “okumuyor” gibi basit etiketlerle tanımlanıyorlar. Ama içeride çok daha karmaşık bir durum var: umutsuzluk, yönsüzlük, özgüven kaybı ve bazen de sessiz bir kabulleniş bulunuyor.
En çarpıcı olan ise bu durumun çoğu zaman görünmez kalması. Çünkü bu gençler sokakta değil, evde. Bir protestonun parçası değiller, bir tartışmanın merkezinde değiller. Göz önünde olmadıkları için de mesele çoğu zaman erteleniyor, öteleniyor. Oysa her kapalı kapının ardında, hayata karışmak için bir zamanlar istek duymuş ama bir noktada yorulmuş bir genç yer alıyor.
Burada suçu tek bir yere yüklemek kolay ama eksik olur. Eğitim sistemi, iş piyasası, ekonomik koşullar, aile yapısı… Hepsi bu tablonun bir parçası. Gençler yıllarca “iyi oku, iyi bir işin olsun” vaadiyle büyütüldü. Ama o vaat her zaman karşılık bulmadı. Diploma sahibi olmak, artık tek başına yeterli değil. Bu da birçok gencin zihninde derin bir kırılma yaratıyor maalesef.Bir süre sonra denemek de zorlaşıyor. Her başarısız başvuru, her geri dönüşsüz mülakat, insanın içinden bir parçayı daha alıp götürüyor. En sonunda bazıları denemeyi bırakıyor. İşte o noktada “ev genci” dediğimiz durum başlıyor. Bu bir tercih değil çoğu zaman; daha çok bir geri çekilme, bir korunma hali oluyor.
Aileler için de durum kolay değil. Aynı evin içinde, aynı kaygılar büyüyor. Bir yanda “bir şey yapmalı” düşüncesi, diğer yanda “nasıl yapacak?” sorusu. Baskı arttıkça genç daha çok içine kapanıyor, içine kapandıkça aile daha çok endişeleniyor. Bu bir kısır döngüye dönüşüyor.
Belki de en çok konuşmamız gereken şey şu: Bu gençleri nasıl yeniden hayata dahil ederiz? Büyük ve soyut çözümler kadar küçük ve somut adımlar da önemli. Herkesin aynı yoldan ilerlemesi gerekmiyor. Kimi için bir meslek kursu, kimi için bir sanat atölyesi, kimi için gönüllü bir çalışma alanı… Önemli olan yeniden temas kurmak, yeniden bir harekete dahil olmak.Toplum olarak başarıyı da yeniden tanımlamamız gerekiyor. Sadece belli meslekler ya da belli gelir seviyeleri üzerinden kurulan bir başarı algısı, birçok genci daha en baştan dışarıda bırakıyor. Oysa üretmek, katkı sunmak ve kendi ayakları üzerinde durabilmek, farklı yollarla da mümkün.
“Ev genci” meselesi sadece gençlerin sorunu değil, bu hepimizin meselesi haline geldi. Çünkü bir toplumun en büyük gücü, gençlerinin hayata katılımıdır. O bağ zayıfladığında, aslında hepimiz biraz eksiliyoruz.Belki de ilk adım, yargılamadan anlamaya çalışmak. “Neden yapmıyor?” demek yerine “Neden yapamıyor?” diye sormak. Bu küçük gibi görünen fark, büyük farklar yaratabilir.
