ESKİ RAMAZANLAR
“Ah, o eski Ramazanlar…” diye başlıyor cümlelerimiz, ardından derin bir iç çekiyoruz. Sanki geçmiş bütünüyle güzeldi de bugün elimizde kalan sadece eksikler… Peki, gerçekten öyle mi? Eski Ramazanlarda olup da bugün kaybettiğimiz şey ne? Yoksa kaybettiğimiz Ramazan değil de ruh hâlimiz mi? Boykot edilen markanın reklamından anlıyoruz aslında neyin eksik olduğunu. Bizi nereden fethedeceklerini çok iyi bilmişler ve gönüllere dokunan bir reklam çekmişler. Gönüllerin, sevginin, muhabbetin ve insanlığın aynı sofralarda birleştiği zamanlar asıl özlemimiz.
“Oruç ile açların hâlini anlıyoruz” diye başlıyor klişe cümlelerimiz. Oysa akşama muhteşem yemekler yiyeceğini bilen bir insanın açlığı ile yiyecek bir şeyi olmayan ve yiyeceğe ulaşıp ulaşamayacağını bilmeden umutsuzca bekleyen insanın açlığı bir midir? Bizim açlığımızın bir saati vardır; onların açlığının belirsizliği. Biz susuzluğun bitiş vaktini biliriz, onlar suya kavuşup kavuşamayacaklarını bile bilmezler. Bizim iftarımız ve sahurumuz vardır; onların hayalleri ve umutları. Oysa oruç açların halini anlamak değil, aç olan insanın yoksunluğunu çaresizliğini anlamaktan bile aciz olduğumuzu idrak etmektir.
Oruç açlıkla birlikte insanın takatini düşüren, takatinin düşmesi ile birlikte kibir, dedikodu, fitne, fesat, hırs emarelerinde de bir azalma meydana getiren veya getirmesi beklenen;........
