Erken seçimin tarihine kim karar verecek?
Erken seçimin olacağına mutlak gözüyle bakan başlıktaki hüküm cümlesi hem bilerek hem de inanarak kuruldu. Meseleyi yazının başında net bir biçimde ortaya koyarak ilerlemeyi tercih ediyorum. Ülkede ne olup ne olmayacağını belirleyen tek veri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “iktidar” ile kurduğu ilişkidir. Bu ilişki bir “varlık-yokluk” ilişkisine dönüştüğü için de attığı her adımın ve aldığı her kararın bu ilişkinin sürmesine yönelik olduğunu bilmemiz lazım.
Muhalefetin sürekli dillendirdiği bir ezber gibi Erdoğan, “Oyları düşüyor, memlekette iyi olan hiçbir şey yok, partisi son seçimde 2’nci parti oldu, bu nedenle Erdoğan ilk seçimlerde sandıktan çıkacak sonuç ile makamını devretmeyi” beklemiyor doğal olarak. Hiçbir seçimde bunu yapmadı. Normal şartlarda yapılan ve kazandığı seçim yoktur. Bu nedenle “çok ince” yaptığı hesaplarla aldığı erken seçim kararları, hep bu şartların kendisi için seçim kazanmaya uygun hâle gelmesi içindir.
Anayasa'nın ya da uluslararası anlaşmaların bir anlamının olmadığı Türkiye’de bugün, pratikte uygulamada olan ama adı konulamayan rejim, başta ABD olmak üzere tüm Batı ülkeleri tarafından “meşru” olarak kabul edilmiştir. Bunun kendileri açısından doğal olarak “faydacı” nedenleri vardır. Ama bu rejimin kabulünün en önemli kriteri, hâlen seçimli bir rejim olmasıdır. Seçimin hangi koşullarda yapıldığı, adaletli olup olmadığı, hukuk içinde yapılıp yapılmadığı, bu “meşru” kabul edilme halini etkileyen detaylar arasında yer almaz. Tek başına bu bile çok dramatiktir.
15 Mart 2026’da yapılan seçimlere 3 parti tek çatı altında ittifak kurarak girdi. Katılım oranı yüzde 99,9’du. Bu ittifak, oyların yüzde 99,93’ünü alarak parlamentodaki 687 sandalyenin tamamına sahip oldu. Hatta bu seçimlerde sandıktan çıkan 10 binde 7 oy muhalefet oyu olarak kabul edildi ve bu, 70 yılda yaşanan bir ilk olarak kayıt altına alındı. Burası Kuzey Kore. Orada da sandık var.
Kuzey Kore örneğini CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in seçilmiş belediye başkanlarının görevden idari kararlarla alınması üzerine kurduğu “Sandık önünüze bir daha gelmeyebilir” cümlesi için verdim. Erdoğan’ın uluslararası ilişkilerde de devleti böyle “hoyratça” kullanabilmesindeki en önemli gücünün kaynağı, seçmenin önüne konulan o sandıktır. Bundan vazgeçme ihtimali, olağanüstü bir durumla gerekçelendirmedikçe mümkün değildir.
Osmanlı’dan itibaren halk o sandığı hep önünde istemiştir. Tek parti döneminde de sandık milletin önüne, en azından milletvekillerini seçecek olanları seçmek için konulmuştur. Darbeler anayasaları ortadan kaldırmıştır ama arkasından hemen sandığı milletin önüne getirip koymuştur. Muhalefetin bu söylemi, seçim zamanı geldiğinde sandığı seçmenin önüne koyan bir Erdoğan için ciddi bir politik avantaj sağlar. Erdoğan’ın CHP ile darbeleri eşitlemesi de zaten buna hazırlıktır. Demokrasiyi seçim sandığına indirgeyen Erdoğan bu........
