menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Münih Güvenlik Konferansı’nda ne oldu?

25 0
18.02.2026

Münih Güvenlik Konferansı (MSC 2026)’nın altmış ikincisi, “Under Destruction” (Yıkım Altında) temasıyla, II. Dünya Savaşı sonrası inşa edilen kurallara dayalı uluslararası düzenin artık yalnızca aşınmadığı, bilinçli siyasal tercihlerle işlevsizleştirildiği bir döneme doğru geçildiğini gösterdi. ABD’nin açıkladığı Ulusal Strateji Belgesi’nden sonra bu siyasi tercihlerin altının çizilmesi doğru bir refleks olarak yorumlanabilir. Konferansın ana bulgusu, mevcut küresel sistemin reforme edilmeye çalışılmadığı; aksine “wrecking-ball politics” olarak tanımlanan yeni bir siyaset tarzıyla parçalandığıdır; bunun adına bilinçli olarak üretilen bir kaos denilebilir. Bu yazıda, ana aksın yanında, ABD – AB – Almanya tarafındaki yaklaşım farklılıkları, Ukrayna Savaşı, Suriye’deki taraflaar ile Türkiye’nin konferansa hangi kapsamda katıldığını özetlemeye çalışacağım.

“Yıkım Altında” temasıyla gerçekleşen konferansta öne çıkan başlıkların temelde üç ana eksende yoğunlaştığını söylemek mümkün olabilir: ABD’nin transatlantik önceliklerini yeniden tanımlaması, Avrupa’nın savunma ve egemenlik kavramlarını özellikle Almanya öncülüğünde yeniden düşünmeye başlaması ve Ukrayna ile Suriye gibi çatışma alanlarında yerleşik normların yerini giderek daha belirsiz güç dengelerine bırakması. Türkiye’nin ise zirveye ekonomi ağırlıklı bir heyetle katılması, Ankara’nın bu dönemde güvenlikten ziyade Suriye temelinde istikrarın sağlanması ve yeniden inşa söylemine öncelik veriyor olabileceğine işaret ediyor.

Konferans öncesinde yayımlanan 2026 Münih Güvenlik Raporu, küresel güvenlik tartışmalarının kavramsal çerçevesini çiziyordu. Raporda altı çizilen temel argüman, uluslararası düzenin doğal bir güç aşınmasıyla değil, bilinçli bir siyasi tercihler zinciriyle zayıflatıldığı yönündeydi.

Aslen “wrecking-ball politics” denilen yaklaşım, mevcut kurumları onarmaya ya da dönüştürmeye çalışmak yerine, onları yavaş yavaş işlevsiz bırakmayı ve gözden düşürmeyi hedefleyen bir siyaset anlayışını anlatıyor. Bu tabloda Rusya’nın enerji altyapılarına yönelik hibrit saldırıları ve sistemli dezenformasyon faaliyetleri, düzeni dışarıdan zorlayan unsurlar olarak ön planda ele alınıyor. Buna karşılık devletlerin uluslararası kurallara giderek daha kayıtsız yaklaşması, sistemi asıl tehlikeye sokan şeyin dış baskılardan çok, içeriden gelen bir çözülme olduğunu gösteriyor.

ABD’nin Öncelik Değişimi

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıklamaları, transatlantik ilişkilerdeki yön değişiminin en açık göstergelerinden biri olarak ele alındı. Rubio’nun konuşmasında Ukrayna’ya kısıtlı yer ayırması; buna karşılık göç, iklim ve “Batı medeniyetinin ortak kökleri” vurgusunu öne çıkarması, uluslararası kamuoyunca, Washington’un dış politikasında jeopolitik taahhütlerden ziyade iç siyasi önceliklere yaslanan yeni bir çizgiye geçtiği şeklinde........

© Kısa Dalga