Sınır koyarken çocuğun duygusunu nasıl kucaklayabiliriz?
Birçok ebeveyn sınır koyarken aslında çocuğun tepkisinden geri durur. “Hayır” dediğimiz anda ağlama başlar, bağırma gelir, bazen kapılar çarpılır. Özellikle ergenlik döneminde buna odasına kapanma, sert sözler söyleme ya da tamamen iletişimi kesme de eklenebilir. O anda birçok anne baba şu düşünceye kapılır “Demek ki yanlış yaptım… Çocuğumu çok kırdım, çok üzüldü.” Oysa çoğu zaman olan şey çok daha basittir. Çocuk bir sınırla karşılaşmıştır.
Çocukluk ve ergenlik döneminde öfke çoğu zaman “istediğim olmadı” duygusunun doğal sonucudur. Küçük bir çocuk tablet süresi bitince bağırabilir, oyuncak fırlatabilir ya da yere yatıp ağlayabilir. Ergen ise arkadaşlarıyla dışarı çıkamadığında kapıyı çarpıp “Beni hiç anlamıyorsunuz!” diyebilir. Tepkiler farklı görünse de çoğu zaman altında yatan şey aynıdır, hayal kırıklığı. Bu noktada ebeveynlerin rolü çok kritik hale gelir, çünkü ebeveynin görevi çocuğun duygusunu ortadan kaldırmak değildir. Ebeveynin görevi, o duygunun içinde çocuğa rehberlik etmektir.
Bazen ebeveynler çocuğun öfkesini görünce iki uçtan birine savrulur. Ya tamamen sertleşirler “Bırak ağlamayı, sen bebek misin (sanki ağlamak sadece bebekler içinmiş gibi) abartıyorsun!” derler. Ya da tamamen geri adım atarlar “Tamam biraz daha izle.” Oysa bu iki uç da çocuğa yardımcı olmaz. Sertlik çocuğun duygusunu bastırırken, geri adım ise sınırın aslında gerçek olmadığını öğretir.
Çocuğun ihtiyacı olan şey sakin ama kararlı bir........
