menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Atlantik’in ötesinden gelen telefon...

6 1
30.01.2026

Geçtiğimiz gün ikinci kez yapılan ve yine sonuçsuz kalan Erhürman-Hristodulidis-Holguin, üçlü zirvesi sonrasında basının sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, bir kez daha “müzakere etmek için müzakere” etmek yerine “çözüm için müzakere etmek” istediğini söyleyerek, mimarlarından olduğu 4 maddelik modalite önerisinin kabul edilmesi gerektiğini yineledi. Toplantı sırasında kendisine sorulan 6 adet sorunun 4 tanesini soran kişi olarak, modalite konusundaki ısrarını sorguladım, onu sıkıştırmaya çalışarak, nasıl bir çözüm istediği konusunda net olması gerektiğinin üzerine gittim.

Hocam sağ olsun, elbette sorularımdan ısrarla sıyrılmayı başararak, çözüm modeli konusunda net olmadı ama modalite konusundaki kararlığını gösterdi.

Kıbrıs sorunu üzerine inatçı bir ısrarla, hatta sağlığımı bile bozacak bir şekilde gitmeye devam eden bendeniz, dünkü üçlü zirveyle ilgili makale yazacak değilim.

Yoksa toplantının oldukça gergin, hatta zaman zaman bağırış, çağırış içinde geçtiğini, Nikos Hristodulidis’in muhtemelen son zamanlarda hakkında çıkan video sebebiyle iç siyasetten bunaldığını, haliyle Kıbrıs sorunu konusunda bir kahramanlık hikayesi yazma arzusu içinde olduğunu ve bu sebeple de Kıbrıs Türk tarafında karşı haddinden fazla “atak” bir tutum izlediğini yazıp, çözümün nasıl olmayacağını defa defa irdeleyebilirdim.

Özellikle sınır kapıları konusundaki tutumunun gereksiz bir biçimde detaylarda boğulduğunu (kamulaştırma, toprak iadesi vs. gibi), Akıncılar-Kiracıköy-Haspolat ve Lefkoşa içinde bir kapı da dahil bir paket üzerinde çalışmalar yapılmasına, hatta sonuç alma noktasına gelinmesine rağmen, üçlü toplantıya tutup Erenköy geçidini de getirmesini oyun bozanlık yapmak olarak da nitelemek mümkündür.

Yanlış anlaşılmasın, keşke Erenköy de dahil, bir sürü geçiş noktası hemen açılsa ve bundan deli gibi mustarip olan Kıbrıslıların sınır çilesi bitse diye düşünüyorum ama maalesef olmuyor.

Bunların dışında, GYÖ’leri “bir bataklık” olarak düşünüp, konunun dönüp dolaşıp aynı noktalara, yanı sonuçsuzluğa dayanacağını bilecek kadar bu konuyla ilgili biri olduğumu düşünüyorum.

Dolayısıyla konunun özüne odaklanmanın, yani tali konular yerine direk “maça” geçmenin gerekliliğini savunan birisiyim.

Nitekim geçen günkü toplantıda Tufan Hoca’nın da kullandığı “eğer maç yapacaksak, kurallar önceden belirlenmelidir” noktasına elbette katılmamak elde değildir.

Nitekim hoca da bu ön şartları (kendisi bu ifade yerine prensip ifadesini kullanıyor) hem seçilmeden 2 yıl kadar önce Concorde Hotel’de düzenlenen uluslararası bir toplantıda, hem geçen yıl New York’ta Sosyalist........

© Kıbrıs Postası