Haset: Başkasının Işığına Tahammülsüzlük
Haset çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Kıskançlık sanılır.
Oysa haset, kıskançlıktan daha sessiz, daha derin ve daha yıkıcıdır.
Kıskançlık, sahip olmak istemektir.
Haset ise, başkasında olanın yok olmasını dilemektir.
Bu yüzden haset gürültü çıkarmaz.
Bağırmaz, çağırmaz, açıkça saldırmaz.
Haset, gölge gibi dolaşır.
Ve çoğu zaman kendini erdem kılığına sokar.
Haset Bir Duygu Değil, Bir Tutumdur
Haset, anlık bir his değildir.
Bir ruh hâli de değildir.
Haset, zamanla öğrenilen bir tutumdur.
Başkasının emeğine mesafe koyma tutumu.
Başkasının başarısını küçültme alışkanlığı.
Işığı kısmaya çalışma refleksi.
Haset,
“Ben yapamadım” demez.
“Zaten o da o kadar iyi değil” der.
Ve tam burada, hakikat eğrilmeye başlar.
Haset Nerede Doğar?
Haset genellikle yoklukta değil, yakınlıkta doğar.
Aynı kurumda,
aynı örgütte,
aynı mahallede,
aynı partide,
aynı masada…
Yani insanlar birbirini yakından gördüğünde.
Çünkü haset, uzak başarıyı değil;
yakındaki başarıyı rahatsız edici........
