ORTADA BİR KAYIP YOK, AMA BİR ŞEY BİTMİŞ GİBİ…
Eylülün sonuna doğru bazen tuhaf bir şey olur.
Hayat, zaten hepimize kendi kayıplarını ve canımızı acıtan haberleri taşıyor. Bazen hüznümüzün nedeni apaçıktır; bazen de bütün bunların yanında, adını tam koyamadığımız başka bir duygu belirir. Yeni bir acı yaşanmamıştır belki ama yine de biraz daha isteksiz, biraz daha içe dönük, biraz daha hüzünlü hissederiz.
Sanki hava değişirken içimizde de belli bir şey yer değiştirir.
Çünkü yaz bittiğinde yalnızca sıcak havalar bitmez. Uzun akşamlar, dışarıda geçirilen zaman, tatil ihtimali, plansızlık ve “daha vakit var” hissi de yavaş yavaş hayatımızdan çekilir. Günler kısalırken insanın içindeki ferahlık da sanki biraz daralır. Takvim aynı hızla ilerler ama ruh, yeni mevsime hemen yetişemez.
Belki de sonbaharda içimize çöken bu hüznün nedenini tam olarak bu yüzden söyleyemeyiz. Bazen acının adı bellidir; bazen de yalnızca bir dönem kapanmıştır. Belirgin yeni bir sorun yoktur ama hayatın ritmi değişmiştir. Yaşamımız aynı görünür, fakat onun içinde durduğumuz yer artık aynı değildir.
Bedenimiz takvimi bizden önce okur
Bunun bir kısmı gerçekten fizikseldir. Gün ışığının azalması uyku-uyanıklık düzenimizi, enerjimizi ve ruh hâlimizi etkileyebilir. Bedenimiz mevsimin değiştiğini zihnimizden önce fark eder. Daha fazla uyumak, daha az hareket etmek, eve çekilmek isteriz.
Ama bütün hikâye bundan ibaret........
