menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İyiler, iyiler ile karşılaşır mı?

23 0
17.09.2026

İnsan çoğu zaman karşısındakini kendi kalbinin ölçüsüyle değerlendiriyor. “Ben olsam bunu yapmazdım, o da yapmaz.” “Ben bana uzatılan eli unutmam, o da unutmaz.” “Ben birine değer verdiysem o da verdiğim değeri incitmez.” Belki de en büyük hayal kırıklıkları tam olarak burada başlıyor. Çünkü insanlar, bizim onlara nasıl davrandığımızdan çok kendi karakterlerinin, niyetlerinin ve vicdanlarının izin verdiği biçimde davranıyor. Sen iyi olduğun için karşındaki insan da iyi olmuyor. Ona iyilik yapmış olman, onda bulunmayan vefayı, inceliği ya da sorumluluk duygusunu kendiliğinden var etmiyor. Çünkü iyilik, başka bir insanın karakterini değiştiren sihirli bir değnek değil; yalnızca ona karakterini göstermesi için bir alan açıyor. Kimi, kendisine gösterilen iyiliğin kıymetini biliyor. Kimi sessizce minnet duyuyor. Kimi de gördüğü anlayışı zamanla kendisine tanınmış sınırsız bir hak sanıyor. İyiliğin karşılığını hesaplamak başka, iyiliğe kötülükle karşılık verilmemesini beklemek bambaşka bir şeydir. Elbette yapılan her güzel davranışın aynı biçimde geri dönmesini beklemek, ilişkiyi bir alışverişe dönüştürür. Ancak temel saygı, dürüstlük ve vefa beklemek de çıkarcılık değildir. “İyiliği karşılık beklemeden yap” sözü, kimsenin emeğinizi kullanmasına, sınırlarınızı aşmasına ya da sizi değersizleştirmesine mazeret olamaz. İyilik bir alışveriş değildir ama sağlıklı bir ilişki karşılıklılık ister. Bu karşılıklılık, verilenle alınanın hesabını tutmak değil; iki tarafın da birbirinin emeğini, duygusunu ve sınırlarını gözetmesidir. Araştırmacı Brené Brown, güveni çok sade bir cümleyle anlatıyor: “Güven, çok küçük anlarda kurulur.” Ardından çok önemli bir şey daha söylüyor: “Sınırlar olmadan........

© Kıbrıs Gazetesi