menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Doğu Akdeniz’de güvenlik mimarisi: Jeopolitik illüzyonlar ve garantörlük hukukunun zarureti

18 0
12.05.2026

Küresel sistemin “kural temelli” bir yapıdan, gücün meşruiyetin önüne geçtiği ve büyük aktörlerin diplomatik müzakere masası yerine sahada ürettikleri “oldu-bittilerle” statüko tesis ettikleri bir “kuralsızlık kaosu” evresine girdiği aşikârdır. 2026 yılının ilk yarısında Orta Doğu’da yükselen tansiyonun artçı sarsıntıları, Mayıs ayı itibarıyla Doğu Akdeniz havzasını doğrudan bir çatışma sahasına dönüştürmüştür. 2 Mart 2026 tarihinde GKRY’deki İngiliz Egemen Üsleri’ne (Ağrotur ve Dikelya) yönelik gerçekleştiği belirtilen ve faili henüz kesinlik kazanmayan saldırılar, adanın artık sadece bir diplomatik müzakere başlığı değil, fiilen sıcak bir “cephe gerisi” lojistik merkezi haline geldiğini tescillemiştir. Bu kritik konjonktürde, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) güvenlik ihtiyacını Brüksel merkezli “ithal” çözümlerde araması, bölgenin tarihsel ve hukuki dinamikleriyle örtüşmeyen tehlikeli bir jeopolitik illüzyondur. Brüksel Zırhı ve “Savunma Şartı” Yanılsaması

GKRY, son dönemde diplomasi trafiğinin merkezine Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42.7 maddesinde yer alan “Karşılıklı Savunma Şartı”nı (MutualDefenceClause), Türkiye’nin bölgedeki varlığına karşı stratejik bir araç olarak yerleştirmiş durumdadır. Bir üye devletin silahlı tecavüze uğraması halinde diğer üyelerin yardıma koşmasını öngören bu madde, bugün Rum kesimi tarafından Doğu Akdeniz’deki Türk haklarına karşı bir “sihirli değnek” gibi sunuluyor. Ancak uluslararası hukuk ve sahadaki reel politik gerçekler, kâğıt üzerindeki temennilerden çok daha derindir. AB müktesebatını bir jeopolitik silah olarak kullanmaya yeltenen Rum yönetimi; bu hamlesiyle Akdeniz sularındaki sarsılmaz Türk kararlılığını, “Mavi Vatan” doktriniyle perçinlenmiş kıta sahanlığı haklarını ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) egemen........

© Kıbrıs Gazetesi