Kârlılık Üzerine
Artan hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki adaletsizlik sorusunu beraberinde getiriyor. Bu yazıda, Türkiye’nin en büyük 500 firmasının bilanço verilerini kullanarak geçtiğimiz yıllarda firmaların kâr oranlarının nasıl değiştiğini incelemeye çalıştım. Patronlar pek de memnun görünmüyor.
Hayat pahalılığı ve gelir dağılımı sorunları bir arada gündemimizde. Bu gözlem ve tecrübeleri nasıl ilişkilendiriyoruz? Yüksek, ancak değişmeyen fiyatlar ve görece daha eşit bir gelir dağılımı mı? Yüksek ve artan fiyatlar, ancak fiyatları takip edecek ve mevcut gelir dağılımını koruyacak şekilde artan gelirler mi? Yoksa yüksek ve artan fiyatlar, ancak gelir dağılımını bozacak şekilde değişen gelirler mi? Çoğumuzu ilgilendiren bu sonuncu durum: fiyatlar yüksek, yükselmeye devam ediyorlar; peki gelirlerdeki değişim bu fiyat artışlarını tüm halk kesimleri için aynı şekilde telafi ediyor mu?
Bu aşamada araştırmacıyı ve her gözlemciyi ilgilendiren bir tercih yapmak zorundayız: kim bu halk kesimleri? En soyut düzeyde, hemen hiç kimse birebir aynı sepeti tüketmiyor. Buna karşılık, fiyat hareketliliklerinin genel bir artışa işaret ediyor olması ya da her sepette yeterince mal ve hizmetin fiyatının yükseliyor olması, enflasyonu hemen herkesin ortak tecrübesi haline getiriyor. Peki gelirler?
Bölme/indirgeme safsatasını Wikipedia “bir bütünün özelliğinin her bir parçasında da geçerli olduğunu varsayan argüman” olarak tanımlıyor. Gelir hareketliliklerini ve dağılımını bu yanlış çıkarımı gözeterek tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü fiyatlardaki genel artışın aksine, farklı gelir tipleri ve farklı gelir düzeyleri karşılaştırılabilir şekilde hareket etmiyorlar. Dolayısıyla, firmaların kârları bu enflasyon ortamında nasıl hareket ediyor sorusunun birden çok yanıtı var: bütün için geçerli olan, her parça, hatta çoğunluk için bile geçerli olmayabilir.
Bu soruyu çalışmak için bu yazıda çok kaba bir tanım kullanacağım: kâr oranı. Basitçe bu oran, firmaların kârlarının (ya da zararlarının) toplam varlıklarına oranı olarak hesaplanıyor. Halka açık ticareti yapılan hemen tüm firmaların bilançoları kullanılarak kolaylıkla hesaplanabilir bir değişken olması önemli bir avantaj. Bunun yanında, gözlemciye belli bir kazancın ya da zararın ne kadar bir varlığın sonucu ortaya çıktığını da gösteriyor; dolayısıyla sermaye sahipleri ya da kapitalistler için “bu toplam kazanç ne kadar bir servetin ürünü?” sorusuna yanıt veriyor.
Bu değişken indirgenmeye yatkın. Tüm firmaların kârlarını ya da zararlarını belli bir gözlem yılı için topladığımızı ve bu değeri toplam varlıklarına oranladığımızı düşünelim. Bu genel oranın, gelirlerin ya da bu örnekte yatırım karşılığında kazanılan ödülün durumu hakkında bilgi verdiğini düşünebiliriz. Ne var ki, az sayıda yüksek kâr elde eden firma, çok sayıda zarar eden firmanın durumunu kamufle edebilir.
Bu zorluğu şu egzersizi gerçekleştirerek aşmayı öneriyorum: ISO 500, Türkiye’nin en büyük 500 firmasının bilanço verilerini kamuya açık bir şekilde paylaşıyor. Bu verileri kullanarak bir kâr oranı tanımlayalım ve bu değişkene........
