menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yoksa biz Nirvana’ya mı çıktık?

39 0
18.05.2026

Holocaust, büyük bir vahşetti. Hakkında yazılıp çizilenlerin yüzde doksanı yalan bile olsa geriye korkunç bir trajedi kalır.

Katliamlar, işkenceler, ölüm kampları, gaz odaları, daha bir sürü vahşilik.

İnsan bu kadar çirkinleşebilir mi? Vahşileşebilir mi?

Holocaust tarihteki tek vaka değil. En doğudan en batıya kadar bütün coğrafyalarda insanlar o vahşilik seviyesine ulaşmışlar.

Biraz eksik, biraz fazla.

O kadar çok ki… Eğer mazlumların davasını gütmek bir görevse, o vazifeyi bu dünyada yerine getirmemiz imkânsız.

Tarih okurken anlıyoruz. Dünyada, zamandan ve mekândan bağımsız olarak görülebiliyor; işlediğin zulmün cezası bazen bir yerde seni buluyor.

Bir zalimi, bir despotu, bir firavunu, bir führeri… Buluyor.

Zulmedenin ettiğini bulmasını ister misiniz?

Ben isterim. Hem de bu dünyada.

Dava için çalışmak, çabalamak anlamlı, o yüzden Sumud’u seviyoruz, o yüzden Filistinli mazlumlar için canını feda eden Rachel Corrie için rahmet diliyoruz, Batı Şeria’da İsrail askerlerinin katlettiği Ayşenur Ezgi Eygi için dua ediyoruz.

Ama belli ki davanın büyük kısmı Ruz-i Ceza’ya kalacak.

Holocaust sürekli yeniden üretilen bir trajedidir.

Üretilen edebiyatın haddi hesabı yok. Roman, hikaye, destan, tiyatro, sinema, şiir…

Bugün hayatta olanların seyrettiği ‘Holocaust’ filmleri herkesin sinema kültüründe büyükçe bir yekûn tutar.

Bilhassa Batı’da, Avrupa ve Amerika’da basın ve yayın faaliyetlerinin ya da........

© Karar