menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yalan söylemeyen tarih yoktur

60 0
17.05.2026

İbn Haldun’da mı rastladım yoksa bir başka kitapta mı? Tarih ilminin zorluğunu anlatan bir misal var. Sonradan Mukaddime’yi karıştırdım, bulamadım.

Tarihçinin verdiği misali, derme çatma bir şekilde yeniden inşa edeceğim.

Bugün, çok yakınınızda bir mekânda bir hadise vuku bulmuş. Hadisenin içindeki insanların her birine ne olup bittiğini soruyorsunuz.

Her biri biraz önce tanık oldukları hatta bizzat yaşadıkları hadiseyle ilgili birbirinden farklı hikayeler anlatıyorlar. Ya da aynı hikâyenin farklı versiyonlarını anlatıyorlar. Herkes kendi zaviyesine göre.

Az önce vuku bilmiş bir hadisenin bile gerçekte nasıl cereyan ettiğini tespit etmek bu kadar zor.

Tarihçinin işi daha da zor. Yüzlerce hatta kimi zaman binlerce yıl önce vaki olmuş bir hadisenin gerçekte nasıl cereyan ettiğini tespit edecek. Bunun için farklı rivayetleri, anlatıları, yerine göre efsaneleri inceleyecek ve bir sonuca varacak.

İnsanlar tarihi anlatıların bir versiyonunu zevklerine, fikirlerine, kendi konumlarına uygun bulurlar. Onu benimserler.

Tarihte gerçekleştiğini düşündükleri birtakım hadiselere istinaden teoriler geliştirirler.

Son yıllarda ‘İslam Tarihi’ üzerinde çok durdum. İtikadi ve fıkhi mezheplerin nasıl şekillendiğine dair metinlerle çok meşgul oldum.

Bende, tarihten nasıl din, itikat, mezhep yapıldığına dair bir fikir oluştu.

Birçok itikadi mezhebin mahreci Beni Saide gölgeliği. En kestirme şekliyle söyleyeyim. Cebriye, Kaderiye, Mürcie, Hariciye, Mutezile, Şia, Ehl-i Sünnet… Hepsinin itikadı Beni Ümeyye’ye karşı tutumlarıyla şekilleniyor.

Prof. Dr. Şahin Uçar’ın tarih........

© Karar