Tanrılarını yiyen insanlar
Dünyadaki güzel şeylerden biri de eski Yunan mitolojisidir.
Bir tanrılar ve yarı-tanrılar sosyetesi. İlişkiler karmaşık. Ama aşağı yukarı tutarlı.
Edebi değeri yüksek. İnsan muhayyilesinin ve insan zekasının mahsulü.
Bu sıralar ‘Yunanlar kendi mitlerine inanmışlar mıydı’ diye bir kitaba başladım bıraktım. (Paul Veyne, Alfa.) Ya kitapta sorun var ya çevirisinde.
Anladığım şu. Ne inanıyorlar ne inanmıyorlar. Lazım olduğu zaman inanıyorlar lazım olmadığı zaman inanmıyorlar.
Aslında herkes öyle yapıyor. Bütün dinlerin mensupları ne yapıp yapıp bir nevi ulular sosyetesi yani ‘büyükler’den müteşekkil bir cemiyet tasavvur etmeyi başarıyor. Lazımsa tanrılarına inanıyorlar. Sımsıkı sarılıyorlar. O’nun için kavga bile çıkarıyorlar. İşlerine gelmediği zaman nazikçe, kimseye göstermeden bir kenara itiyorlar.
Rüşvet alırken, rüşvet verirken tanrının kapısını dışarıdan kilitlemek gibi!
Cahiliye Arabı’nın helvadan put yapıp, tapınıp tapınıp acıkınca yemesi de mitoloji gibi evrensel. İnsanlar acıkınca bugün de tanrılarını yiyorlar.
İnsanların inandıklarını söyledikleri tanrılar baki değildir. İnsanlar menfaatlerinin baki olmasını isterler. Buna ‘beka meselesi’ derler.
Eski Yunan’a kadar gitmişken günün mana ve önemine uygun bir tarihi vakaya temas edelim.
Herodot Tarihinden hatırlıyorum. Persler Yunanlıların etrafını şimdi ABD ve İsrail’in........
