Tabu alanı ve hukukun çatışması: Manisa'da tutuklanan öğretmen
Kuzey Kore’nin kurucu lideri Kim Il-sung’u eleştiremezsiniz.
Tarihi bir şahsiyet olmanın ötesine taşınarak ebedi lider; ideolojik, sembolik ve yarı-kutsal bir referans noktası haline getirilen II-sung’a yönelik her türlü olumsuz ifade doğrudan rejime karşı bir tehdit olarak değerlendirilir. Bu nedenle eleştiri, sıradan bir ifade değil, devlet güvenliği ihlali kapsamında ele alınır ve uzun süreli hapis, çalışma kamplarına gönderilme gibi ağır cezai yaptırımlara yol açar.
Dünyada, kurucusunun mutlak derecede tabulaştırıldığı Kuzey Kore benzeri bir ülke yoktur.
Dünyada, kurucu lidere yönelik söz ve eylemlerin açık ve doğrudan bir normatif düzenleme ile yasaklandığı ve yasak ihlalinin cezai yaptırımla karşılaştığı ikinci ülke Türkiye’dir. Ancak, Kuzey Kore’den farklı olarak Türkiye’de lidere yönelik, yalnızca “hakaret” ve “aşağılama” niteliği taşıyan ifadeler ve eylemler (kanundaki şekliyle “hatırasına alenen hakaret etme veya sövme”) 5816 sayılı kanun kapsamında suç olarak düzenlenmiştir.
Bu kategoride üçüncü bir ülke yoktur.
Kuzey Kore, ülkelerin demokrasi düzeyini sıralayan “EIU Demokrasi Endeksinde; hanedanlaşmış kişisel tek parti diktatörlüğü altında yönetilen, “mutlak otoriter bir rejim” olarak tanımlanıyor.
Türkiye, rejimin niteliği itibariyle Kuzey Kore’den ayrışıyor ve aynı endekste, “kısmen demokratik kısmen otoriter” özellikler taşıyan, “hibrit rejimler” kategorisinde yer alıyor.
Türkiye’de zaman zaman 5816 kapsamında zuhur eden olaylardan biri, bir kaç gün önce Manisa’da yaşandı: Turgutlu ilçesindeki bir lisede görev yapan bir felsefe öğretmeni hakkında, derste Atatürk’e yönelik sarfettiği ifadeler nedeniyle re’sen soruşturma başlatıldı. Sınıfındaki 11 öğrencinin şikâyeti ve delil tespiti çalışmaları sonrasında gözaltına alındı ve ardından 5816 sayılı Kanun kapsamında sulh ceza hâkimliğince tutuklandı.
Siyasi figürlere ve özellikle kurucu liderlere yönelik söz ve davranışların bu tür somut normatif düzenlemelerle cezai yaptırımlara bağlandığı ülkelerde; zamanla liderin adı ve kişiliği etrafında bir “yaklaşılmazlık” ve “dokunulmazlık” duvarı ören, öngörülen yaptırımların kapsam ve sınırlarının belirsiz hale geldiği bir “tabu alanının” oluşması ve kurumsallaşması kaçınılmazdır.
Farklı zamanlarda yaşanan benzer olaylarda olduğu gibi, Manisa olayında izlenen adli süreç de; kurucu lider etrafında oluşan tabu alanı ile, hakaret niteliğindeki söz ve eylemleri cezalandırmayı amaçlayan hukuki düzenlemenin tanım ve sınır koyma işlevi arasındaki gerilimin; diğer bir ifadeyle “normatif düzenleme–tabu alanı” çatışmasının tipik bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır.
Zanlının sözlerinin hakaret niteliği ve suçun temel unsurları bakımından suç oluşturup oluşturmadığı; savcılık soruşturması ve yargılama süreci çerçevesinde ele alınıp değerlendirilecek ve karara bağlanacak konulardır. Dolayısıyla suç vasfını yazımızın kapsamı dışında bırakıyor ve olayda “tabu alanı-hukuki norm çatışması” olgusunu, sadece yargılama öncesinde zanlıya karşı sergilenen tedbir niteliğindeki yaklaşım ve tutumlar çerçevesinde inceleme konusu yapıyoruz.
Bu bağlamda temel sorun, benzer olaylarda da görüldüğü üzere, 5816 sayılı kanun kapsamındaki suç, “gözaltı” veya “tutuklama” işlemi gerektirmemesine rağmen, zanlının gözaltına alınması ve........
