menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adalara geldi bahar yeşil halı serdi bahar...

21 0
18.03.2026

Mimozalar açmış olmalı, hadi sizi Büyükada’ya götüreyim: Ben deniz otobüsü ve tekne sevmem, ille de Şehir Hatları’nın adalar vapuru olacak. Bu yüzden Büyükada’ya Tuzla’dan geçmiyorum, trenle Bostancı’ya gelip, oradan Büyükada vapuruna biniyorum. Hafta sonuysa yandınız, andropoz kurbanı kuyumcu kalfası kocalarını vadeli mevduat niyetine kullanan Ermeni hoşorların sesinden duramazsınız, onlardan yaşını başını almış sam yeli mayıs çirozu Yahudi kadınlarının bile rahatsızlık duyduğuna binlerce defa tanık oldum, aralarından biri “Ayol bunlar Kınalıada’ya gitseler ya!” diye ortaya armalı cinsinden söylenir ama nedense koriçaya bir reçete yazan çıkmaz.

Vapur iskeleye yanaşınca daha iskele verilmeden, değmesin, yağlı boya, huoop, haydeee, kaçılın deyip atlıyorum. Çıkışta hemen soldaki üç dört adımlık Ksidas Kitabevi’ni çok severdim, yıllar önce cadde tarafına bir gölgelik taktırıp, ön tarafına “İksidas Kitabevi, 1917” yazdırmışlardı, bu gölgelik Hrisafi Ksidas zamanında mıydı, yoksa Vasiliki Ksidas zamanında mıydı, şimdi çıkaramıyorum. Nikolas Ksidas’ın orayı 1917 yılında açtığı doğrudur, ancak başta eczahâneymiş, altı yedi ay kadar sonra kitapçılıkta karar kılmış. O cücük kadar yerde her aradığım kitabı bulmam ise beni hep şaşırtmıştır, dergi ve gazete derseniz de, yok yoktur. Nikolas Ksidas’ın sanırım ‘46’da duası okunmuştu, oğlu Hrisafis kasaya geçmiş, ‘92’deyse bu ağabeyimizin arkasındandan sizlere ömür demiştik. Sonra gazetelerimizi yirmi yıl kadar Hrisafis’in kızı Vasiliki’den aldık, ablamızın dükkânı Mikayil Paşa’ya devrettiğini duyduğumuzdaysa üzülmüştük. Mikayil Paşa, aklımda yanlış kalmadıysa, Hatay’ın Altınözü ilçesinin Tokaçlı köyündenmiş. Kendisi Altınözü der mi, bilmiyorum, benim üniversite yıllarımda Hataylı arkadaşların Altınözü’ye el-Kusayr dediklerini anımsıyorum. Mikayil Paşa’nın köyüyse Tokaçlı değil de, Cundi, Yonta veya Mermeris olarak aklımda kalmış.

‘55’teki 6-7 Eylül olaylarında Ksidas Kitabevi’nin ne camı ne çerçevesi kalmış, Hrisafis yetişmeye çalışmışsa da, başına daha kötü bir şey gelmesin diye onu Saat Meydanı’nda tutmuşlar. Ağızdan ağıza ve kuşaktan kuşağa nakledilen pasa parolaya nazaran Ksidas Kitabevi’ni hedef gösterense maalesef adadan biriymiş. Açıldığından sonra Ksidas Kitabevi’nin 026 telefonuysa Büyükada’nın santralı olup çıkmış, o yıllarda adada kaç kişide telefon olabilir, bir düşünsenize, bu yüzden herkes istediği numarayı Ksidas’tan bağlatırmış. Buna da en fazla birâderi Yorgo kızıyormuş, dayanamamış, telefon rafının altındaki boşluğa bir mandal yaptırmış, konuşmayı uzatan olursa veya birden fazla arama yapmak isteyen çıkarsa, ayağını uzatıp mandala basıp görüşmeyi kesermiş. Ksidas Kitabevi’nin asıl önemi de, birkaç dönem edebiyatçıların buluşma mekânı olmasıdır. Orada arkadaşlarını bekleyenler arasında kimler yok ki, Faik Âli Ozansoy, Ahmed Refik Altınay, Tahsin Nahit, Reşat Nuri, Yakup Kadri, Halil Nihat Boztepe, Orhan Seyfi Orhon, Nurullah Ataç, say say bitmez, bu yüzden Çelik Gülersoy kitabevine “Melce-i Üdebâ” sertifikası vermiş.

İskele Meydanı’na çıktık, ilk nereye uğramak istersiniz? Ben en fazla Yalovalı Kardeşler Şarküteri’nin patates kroketini ve kadınbudu köftesini severim, bir de Büyükada Pastahânesi’nin incir ve lokumlu kurabiyelerini, ancak onları mideye indirmeyi dönüşe bırakıp, sizi Yılmaztürk Caddesi’ne, oradaki 119 kapı numaralı üç katlı kâgirin önüne çıkarmama sanırım hayır demezsiniz. 119’un pembe pervazları çok şirindir, bayılırım, ama bundan daha önemlisi ‘37’den beri orada Güntekin ailesinin oturmasıdır,........

© Karar