Ölümle inkâr arasında madenciler: İşçisin sen işçi kal
Madencilik dünyanın her yerinde ağır bir iştir. Türkiye’de ise meslekten çok nesiller boyu devredilen çetin bir yazgı olmuştur. Yerin yüzlerce metre altına inersiniz, göçük ihtimaliyle, grizu tehlikesiyle, kömür tozuyla, havasızlıkla çalışırsınız, yemeğinizi orada yersiniz, çayınızı o gökyüzünden eser olmayan yerde içersiniz… Hem ruhen hem bedenen yıpratıcı bir rızık kapısıdır burası.
Ki zaten memlekette maden tarihinin her yaprağı Soma’dan Ermenek’e, Amasra’dan Kozlu’ya kadar bu katliam gibi facialarla, tutulmamış yaslarla yazılmıştır. Yıllar geçtikçe ciğeriniz, beliniz, dizleriniz de yaptığınız işin kaydını tutar. Bütün bu ölümcül riskin karşılığında beklediğiniz değer servet değildir; ay sonunda ücretinizin yatması, sigortanızın ödenmesi, işiniz sona erdiğinde tazminatınızın verilmesidir.
Asgari şartlarda yaşamanın bedelini dahi alamadığınızda Türkiye’de madenci olmanın o hiç bitmeyen ikinci vardiyası başlar: Hakkını aramak.
Elâzığ Eti Gümüş ve Eskişehir Doruk Madencilik işçisi aylardır bu tablonun tam ortasında. Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki madenci, biriken ücret ve tazminatı için önce işyerinde direndi, sonuç alamayınca Ankara’nın yolunu tuttu. Bakanlığa ulaşmak isterken engellendi, metro çıkışında durdurularak gözaltına alındı. Yarı çıplak oturup baretini betona vurarak sesini duyurmaya çalıştı. Zonguldak’ın büyük yürüyüşünden Soma sonrasına kadar madencinin yolu Ankara’ya kaç kez düştüyse, karşısına hep aynı barikat çıktı. Oysa otuz yıl önce yola çıkanın talebi ne kadar yalınsa bugünkü de o: “Çalıştık, hakkımızı verin”
Bu hak arayışlarında madenciye yollarda verilen yanıt hiç değişmedi. Hep aynı barikat, hep aynı bariz kabulleniş. Değişen şirketlere ve iktidarlara rağmen değişmeyen tek olgu, madencinin alacağını tahsil etmek için hâlâ daha başkent kapısında sabahlamak zorunda........
