Kimler geldi kimler geçti?
İnsanlar tabiatta ve toplumlarda sürekli bir tekâmül görmeye yatkın. Tekâmül fikrine göre gerek canlılar gerekse toplumlar, ağır ağır zirveye doğru yükselen bir merdivenin farklı basamaklarındadır. Böyle düşünmenin gizli bir avantajı var: Bu akıl yürütmenin sonu, genellikle “En tepede de biz varız!” diye bağlanıyor. Eh kim istemez en tepede olmayı!..
Dikkatinizi çekerim: Evrim değil, tekâmül.
Tekâmül düşüncesinin, bilhassa hayat ağacı denilen, canlıların tekâmülü düşüncesinin kısa tarihini araştırdım. Karşıma Aristo, August Comte, Spencer, Haeckel çıktı. Bunlara birçok İslam düşünürünü de ekleyebiliriz.
Günümüz Türkiye’sinde iktidar, Millî Eğitim ve Diyanet, evrimle pek barışık olmadıkları için merak edip Diyanet Ansiklopedisi’nin “Evrim” maddesinde ne yazıyor diye baktım. Şu yazıyor: “Bakınız, Tekâmül Nazariyesi.”
Yanlış mı? Hem de nasıl yanlış ama niyetim bu kovana çomak sokmak değil. Onu başka zaman yaparım.
Şu anda üzerinde durmak istediğim, insan toplumlarının tekâmülü fikri ve özellikle “gelip geçen milliyetçilik çağı” ve “gelip geçen ulus devlet” iddiaları.
İnsan toplumunun ilkelden gelişmişe tek raylı bir tekâmül içinde olduğu düşüncesi, hayat ağacı anlayışı kadar eski. Fakat bu “karşı konulmaz tekâmül” veya “tek yol devrim” görüşü, özellikle Marks’tan sonra modern çağda da alevlendi. Tek kabahatli Marks da değildi. Epey bir sosyolog da bu inançtaydı. Rahmetli dostum, sosyal psikolog Erol Güngör, insan toplumlarının tek raylı tekâmülü yanılgısını pek güzel........
